İslam Felsefesi Tarihi ve Akıl, İman Esasları

dreamstime_s_15626816

İslam felsefesi tarihi zengin bir içeriğe sahiptir. İrrasyonel yani mantıkla açıklanamayacak bir inanç ve iman esasına dayanır. Antik çağda insanlar dinle ilişkilerini akıl çerçevesinde kurarlarken, İslam dini bunu aşan, Allah sevgisinin gönüllerde olduğu her kuralın mantık yerine İslam inanç esaslarına dayandığı yeni bir felsefe yani İslam felsefesi sunar.

Akıl her zaman şeytani bir güç ve delil ararken, İslam felsefesi bu her şeyi akılla açıklamanın üzerine çıkar. İslam felsefesi ve Burada mutlak itaat ve teslimiyet bekler. Cemaat düzenine uymak toplum içinde önemli kural olarak karşımıza çıkar. İslam felsefesinde ilahi nur Adem Peygamberden başlayarak Hazreti Muhammed’e kadar geçmiştir.

İslam felsefesi tarihi içerisinde doğa için belirleyici olan ilahi irade yani Allah’tır. Dört ana başlığa ayırabiliriz; kelam, meşşai felsefe, fıkıh ve tasavvuf. Ehlisünnet kelamı her olayın ilahi iradenin bir yansıması olarak açıklar.

Us, mantık ve İslam

İslam felsefesinde akıl doğru ve yanlışı ayırt etmek için kullanılan bir unsurdur. Kimi düşünürler İslam felsefesinde ruhani anlamların önce ruha sonra kalbe oradan beyine geçer. Son aşamada muhayyilede işlenir ve insanın idrak süreci tamamlanmış olur.

Fahreddin er‐Razi’ye göre aklın yerinin kalp olduğunu ileri sürmüşlerdir. Razi, Kuran’ı Kerim’de kalp yerine kullanılan “fuad” kelimesinin kalp kelimesinin eş anlamı olarak kullanılmadığını, kalbi içine alan geniş anlamda idrak merkezi olduğunu iddia etmektedir. İnanç esasları içinde kalp imandaki en önemli unsurdur. Akıl ise kalbi tasdik eder. İman akılda değil kalpte gerçekleşir, kalbin tasdiki önemlidir. Bu demek değil ki akıl da gerçekleşmez. İman, insanı kuşatan ve bütün yönlerini kapsayan bir eylemdir ve aklı dışarıda bırakmaz.

Vecd yani insanın beşeri vasıflarından soyutlanması hali inkar edilen ve dışlanan bir akıl değil, bütünlenen ve tamamlanan bir akıldır. Vecd tasavvufi bir kavram olarak zihnin mucizesidir.

Akıl gözü nedir?

Gazzali iki kavramı açıklamak için “akıl gözü” ve “gönül gözü” kavramlarını ortaya atar. Ona göre inanca dayalı bilgiyi insan ancak sezgisel olarak kalp gözüyle görebilir.

İslam felsefesi, İslam inanç esaslarından akıl ve iman ilişkisini birlik tezi ile de açıklamıştır. Bu tez dinin bütünüyle rasyonal olduğunu söyler. Bu görüşe göre din akılla anlaşılabilir. Bu görüşün temelinde iman ve akıl aynı hakikatin farklı görünümlerini ortaya koyar.

Bu durum çifte hakikat olarak da açıklanır. Bu görüşü İslam dini alimlerinden İbn-i Rüşt bu düşünceyi savunmuştur. Alim akıl ve imanın aynı yolun yolcuları olduğu görüşünü savunmuştur. İbn-i Rüşt’e göre Kuran-ı Kerim açık bir biçimde  insanları her şeyi akıl yoluyla değerlendirmeye davet eder.

İslam felsefesi bir de tamamlayıcılık görüşü ile İslam dinini açıklamaya çalışır. Tamamlayıcılık görüşünü savunan alimler arasında Farabi ve İbnn-i Sina bulunur. Bu görüşe göre aklın bildirdikleri iman ile tamamlanır.

Açıklamalar yapılırken pek çok kez Kuran-ı Kerim’i delil olarak sunulur. Kuran-ı Kerim’in esaslarına göre felsefe alimler tarafından savunulur. Bu bağlamda İslam felsefesi müminlere, çeşitli nedenlerle üzeri örtülmüş olan fıtratın yeniden keşfedilmesi ve hatırlanması gibi bir sorumluluk yükler.