islam medeniyetinde şifahaneler nasıldır?

Tarih 27 Şub 2021 Contributor
islam tarihinde şifahaneler
Matt Briney-Unsplash

İnsan ömrünün dünya kapısı sağlıklı olduğu sürece açıktır ve sağlık kuruluşlarının tarihsel gelişimi içinde islam medeniyetinde şifahaneler önemli bir yer tutmaktadır. Hizmet anlayışını İslami temellerden alan şifahaneler, halk sağlığı konusunda önemli yapılanmalardı. İslam inancı gereği din, dil, ırk ayrılığı gözetmeden şifa arayan herkese şifa dağıtan şifahaneler, aman dileyenleri karşılıksız merhamet ve şefkatle sarmalayan deva kapılarıydı.

islam medeniyetinde şifahaneler ilk ne zaman görüldü?

Eski İslam kaynaklarına göre İslam medeniyetindeki ilk şifahaneler peygamberimiz Hz. Muhammed’in Hendek Gazvesi sırasında yaralanan askerler için kurdurduğu seyyar savaş hastanesi olarak yer almaktadır. Kaynaklar, peygamberimizin Hendek savaşında yaralanan Sa’d Bin Muaz’ı, Eslem kabilesinden Rufeyde el Ensariyye adındaki şifacı kadının çadırına yerleştirdiğini belirtmektedir. O dönem Arap kültüründe hasta anlamında kullanılan kelime Farsça kökenli olan “bimar” kelimesiydi. Bimaristan, bu isimden türetilmiş hastane anlamında kullanıyordu. Sonraları kelime anlam kaymasıyla tımarhane anlamında da kullanılmaya başlamıştır.

Peygamberimiz Hz. Muhammed zamanının ünlü hekimi Haris bin Kelede’nin İran’lı bir hekim olması sebebiyle şifahane için bimaristan isminin kullanıldığı düşünülmektedir. Şifahaneler konusunda peygamberimiz döneminden sonra düzenli ve yaygın hale getirilme çalışmaları Emeviler dönemine rastlamaktadır. Emeviler kurdukları bimarhanelere hekimler getirtmiş ve maaşa bağlamışlardır. İslam medeniyetinde İran Sasanilerinin kurduğu Cündişapur, dönemin hastane ve tıp okulu anlayışına öncülük etmiş gibi görülmektedir.

Abbasiler dönemindeyse şifahaneler en parlak dönemini yaşayama başlamıştır. Abbasiler döneminde şifahanelerin gelişmişliğine en iyi örnek, sabit hastanelerin yanı sıra seyyar hastanelerin de bulunmasıdır. Bağdat taşralarına gönderilen hekimlerin burada Müslim gayrimüslim ayrımı yapılmadan herkesi tedavi ettiği kaynaklarda yer almaktadır.

Türk İslam medeniyetlerinde darüşşifalar

Selçuklu Devleti döneminde bimaristanların adının darüşşifa olarak kayıtlara geçtiği görülmekte. İlk sabit hastanenin de Selçuklu veziri Nizamülmülk tarafından Nişabur’da kurulduğu kayıtlarda yer almaktadır. Döneminde Doğu İslam dünyasının hakimi ve koruyucusu olan Selçuklu Devleti’nin Çin’den Hindistan’a oradan Akdeniz’e kadar olan yayılmacı yapısının her alanda olduğu gibi tıp alanında da Avrupa’yı etkilediği uzmanlarca belirtilmektedir. Selçuklular Bağdat, Gence, Berdesir, Kaşan, Zencen, Ebher, Mardin, Harran ve daha bir çok bölgede şifahaneler kurmuşlardır.

Şifahanelerin Selçuklu döneminde saray darüşşifası, kervansaray darüşşifaları, seyyar savaş darüşşifası, ve genel halk sağlığı darüşşifası olarak sınıflandırıldığı görülmektedir. Akıl hastalarının ve cüzzamlıların bakılması içinse ayrıca inşa edilen darüşşifalar olduğu bilinmektedir.

Osmanlı dönemine gelindiğindeyse Selçuklu Devleti’nden devralınan şifahaneler geleneğinin geliştirilerek devam ettirildiği görülmektedir. Osmanlı döneminde aynı şekilde halk, ordu ve saray için Bimarhane, bimaristan, tımarhane ve darüşşifa isimleriyle anılan hastane yapıları olduğu görülmektedir. Fiziki yapıları günümüze kadar ulaşan Osmanlı Haseki Hastanesi, Atik Valide Hastanesi , Süleymaniye külliyesi içindeki şifahane ünlü Osmanlı şifahane yapılarındandır. Süleymaniye külliyesi vakfiyelerinden anlaşıldığı üzere şifahanelerde bir başhekim, iki hekim, bir eczacı, bir eczacı yardımcısı, iki cerrah, iki kehhal (göz hekimi) ve çok sayıda hastane yardımcı personeli bulunmaktaydı. Ücretleri yaptıkları işe göre günlük otuz akçeyle üç akçe arasında değişmekteydi.

Osmanlı dönemi şifahanelerin en büyük özelliğiyse medrese, cami, kervansaray, hamam, tabhane, çarşı, çeşme gibi yapılardan meydana gelen komplike yapılar olan külliyelerin bir parçası olarak inşa edilmiş olmalarıydı. Bu külliyeler halkın her ihtiyacını karşılayabileceği sosyal yapılardı.

Orta çağda Avrupa ve İslam tıbbiyesinin mukayesesi

Ortaçağ da karanlığına gömülen Avrupa, her alanda olduğu gibi tıp alanında da kadim mirasını tüketmiş, halkın tedavi süreçlerini tıpla alakası olmayan rahiplerin eline bırakmıştı. Kayıtlarda kronik baş ağrısı şikayetiyle tedaviye giden insanların içlerine şeytan kaçtığı gerekçesiyle kafa derilerinin bir kısmının yüzülerek tuz basılmasıyla tedavi edilmeye çalışıldığı, daha bir çok canice yöntemin uygulandığı tarihi kaynaklarda yer almakta. Orta ağ Avrupası her türlü din dışılığı reddettiği bu karanlık ortamdayken, İslam medeniyeti şifahanelerinde önemli beyin hastalıklarının bile tedavi yöntemlerinin bulunduğu belirtilmekte.

İslam medeniyeti şemsiyesi altındaki tüm şifahaneler merhamet ve şefkat duygusunun en incelikli şekilde düşünülüp aktarıldığı yerlerdi. Öyle ki, iyileşen, ancak bir süre çalışamayacak durumda olan insanlara geçimlerini sağlamaları için maddi yardımın yapıldığı külliyelerdeki vakfiye kayıtları arasında yer alan bilgilerdendir.