İslam Tarihinde Mezhepler

Photo 21309517 © Shao-chun Wang - Dreamstime.com

İslam tarihinde mezhepler nasıldır? Kaynaklarda “mezhep imamları” ve “dört ana mezhep” tanımlarıyla bütünleşen mezhepler, Müslüman dünyasında sıkça anılan, çoğu kez birçok konuda fikir ayrılıkları ile gündeme gelen yapılardır. Mezhep yapılanmaları beşeri oluşumlar olup Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde ismen geçmez. Hadislerde Hz. Peygamberimiz Muhammed’den sonra düşülen ihtilafları anlatmak için mezhep yerine fırka kelimesi kullanılmıştır. Kelime olarak mezhep; “gidilecek yol ya da yer” anlamını taşır. Tarihte mezhep ayrışmaları kısaca, dinin anlaşılma biçimlerinin siyasi, ameli ve itikadi düşünce tarzlarındaki farklılıklar olarak tanımlanmıştır.

İmtihanı pekiştirmek nasıl olur?

Bir Müslüman için dinin gereklerini tam olarak yerine getirebilmek, imanını pekiştirmek, Hz. Peygamberimiz Muhammed (S.A.V) ın sünnetlerine uymak gayreti asırlar boyu itikadi kaygı konusu olmuştur. İliklerine kadar İslam inancı ile dolu olan gerçek Müslüman, yaşantısında ve dini vecibelerinde eksik gedik ya da yanlış bir iş yapmaktan korkan, Allah rızası için yaşayan kişidir. Bireysel olarak hissedilen bu sorumluluk bilinci, Müslüman dünyasında siyasi, tarihi, kültürel, coğrafi ve içtimai etkenlerle dinin anlaşılmasında farklılıklara sebep olmuştur. Mezhep anlayışının doğuşu kısaca bu farklılıklardan kaynaklanmıştır.

Mezhepler, Hz. Muhammed (sav)’ ın vefatından dört yüzyıl sonra kurumsallaşmış hali ile ortaya çıkmıştır. İslam tarihine bakıldığında ilk oluşumların toplumdaki alim kişilerin makalatları yani toplum ve insanla ilgili konularda fikirlerini açıklama ve bunların doğruluğunu ispatlama mecrası olan makaleler ile meydana geldiği görülmektedir. Fikirlerini beyan eden alim kişi etrafında toplanan ve bu fikirleri benimseyenlere de “ashabul makalat” denmiştir. Ehli sünnet yani Sünni olan dört büyük mezhep İmam-ı Azam Ebu Hanefi’nin kurucusu olduğu Hanefilik. Malik İbn Enes İmam’ın kurucusu olduğu Malikili. İmam Muhammed İbni İdris El-Şafi’nin kurucusu olduğu Şafilik. İmam Ahmed İbni Muhammed İbni Hanbeli’nin kurucusu olduğu Hanbeli mezhepleridir. Bunlar Hukuki/ Fıkhi mezheplerdir. Sünnilik ve Şiilik siyasi/itikadi mezhep birlikleridir.

Mezhep ayrılıkları nasıl oluşmuştur?

İslam alemindeki mezhep ayrılıkları bazen kanlı mezhep savaşlarına bile sebep olmuştur. İslam anlayışı içinde yer almayacak uygulamalara mahal verilmiş ve dindar insanlar zarar görmüştür. Söz konusu mezhepler zamanla o kadar dallanıp budaklanmıştır ki tarihi kronoloji içinde sayısız mezhep ve ekoller yer almış, bunları incelemek ve çözümlemek ayrı bir uzmanlık gerektirir hale gelmiştir. Topluma olan etkileri sebebi ile din sosyolojisinin önemli konuları arasında mezhepler ve dini guruplar yer almaktadır. Örneğin bir mezhep olarak ortaya çıkan Bahailik zamanla başlı başına bir din halini almış, var olduğu toplumun dini haline gelmiştir. Mezhep anlayışının toplumla etkileşimi açısından bir başka örnek ise İran coğrafyasında eski din ve inançların İslam ile harmanlanması sonucu ortaya çıkmış olan  Batınilik ve Karamita gibi zümrelerdir.

Mezhep imamlarının önderliğinde farklı yorumlamaları bulunan en önemli konulardan biri de kader konusu olmuştur. Kader meselesinin farklı yorumlanması Cemel ve Sıffin savaşları ardından belirmiştir. Bu savaşların Müslümanların kaderlerinde olduğu inancı Hz. Ali karşıtı Muaviye etkisindeki Müslümanlar arasında yaygın bir görüş haline gelmeye başlamış, daha sonra Emevi hakimiyetindeki Müslüman halka adaletsiz ve meşru olmayan yönetimin kötü de olsa Allah tarafından yazıldığı  kabul ettirilmiştir. Dinde kaderi farklı yorumlamanın sonucu Emevi Hükümranlığına istediği gibi bir ümmet yaratma ve yönetme imkanı sağlamış Kaderiyye fırkasının doğmasına sebebiyet vermiştir.

Oysa Hz. Peygamberimiz Muhammed (sav) zamanında Müslümanlar arasında gerek iman, gerek sosyal hayatla ilgili her konuda birlik sağlanabilmişken peygamberimizin vefatından hemen sonra Müslümanlar arası itilaflar baş göstermeye başlamıştır. Anlıyoruz ki Hz. Peygamberimiz zamanında mezhep diye bir kavram yoktur. Ve ilahi kılavuzumuz Kur’an-ı Kerim’de yer alan Enam suresi yüz elli dokuzuncu ayette Rabbimiz dinlerini bölüp fırkalara ayıranların yapmakta olduklarından haberdar olduğunu ve işlerinin Allah’a kaldığını bildirmektedir. Ali İmran suresi yüz üçüncü ayetteyse Müslümanlara Allah’ın ipine sımsıkı sarılmaları, bölünmemeleri, parçalanmamaları uyarısı yapılmaktadır.