İslam’da Din ve Vicdan Hürriyeti

frank-mckenna-OD9EOzfSOh0-unsplash
Fotoğraf: Frank McKenna-Unsplash

İslam inancına göre, insanın Allah’ı tanıması ve ona itaat etmesi yaratılışının amacı ve kişinin kendisine karşı temel hak ve sorumluluğudur. Bu hakkı kullanıp kullanmamak kendi sorumluluğu altındadır. Hak ve özgürlükler insan içindir ve bireyin temel hakkıdır. İnsanın en temel haklarının başında da din ve vicdan hürriyeti gelmektedir. Bu hak, diğer hakların temeli niteliğindedir. İslam dinine göre insan bu hakları, her hangi bir dine ve ırka mensubiyetinden değil, insan olma şerefinden dolayı kazanır.

Din ve vicdan hürriyeti, herkesin istediği dini serbestçe seçebilmesi (iman), hiçbir zorlama ve müdahaleye maruz kalmadan seçtiği dinin hükümlerini uygulayabilmesi (amel), inandıklarını doğru şekilde öğrenebilmesi için gerekli olan eğitimi alabilmesi, inancını başkalarına açıklayabilmesi ve bunları yerine getirebilmesidir.

İslam, her insanın aklıyla ve hür iradesiyle imana ulaşması gerektiğini ısrarla belirtir. Bir kimse Allah’a, Ahiret gününe, Hz. Muhammed’in peygamberliğine inanıyorsa İslam dairesi içerisindedir. Hiç kimse bir başkasının Müslüman olup olmadığını belirleme hakkına sahip değildir. İslam dini bireysel kurtuluşu esas alır. İnsanların kurtuluşa erip ermeyeceği Allah’ın otoritesindedir, kimse buna müdahale edemez: “Rabbin eğer dileseydi yeryüzünde bulunanların hepsi kesinlikle inanırlardı. Öyleyse, sen, buna rağmen, insanları Müslüman olmaları için zorlayıp duracak mısın?’’ (Yunus Suresi, 99.Ayet)

Her insan yaradılış itibarıyla tektir. Görüş, düşünce ve kanaatler, her insanın yeteneklerine, bilgi birikimine, içinde yetiştiği ortama ve kapasitesine göre değişmektedir. Kuran, ısrarla insanın düşünmesini, aklını kullanmasını, ibret almasını istemektedir. Düşünen insan ister istemez farklı görüşlere farklı değerlendirmelere gidecektir. İslam hiçbir alanda insan düşüncesinin önüne engel koymamıştır. İnsanın olduğu her yerde akıl ön planda tutulmuştur. Vahyin muhatabı vahyi anlayacak olan akıldır.

İslam’ın akıllı insanları sorumlu tutması boşuna değildir. Kuran’da verilmek istenen mesaj, insanların hiçbir baskı ve zorlama olmaksızın akıllarıyla düşünerek doğruyu bulmalarıdır. Allah şuurlu ve hür yarattığı insanı özgür bırakmış ve onun iradesine müdahale etmek istememiştir. İsteyen iman etsin isteyen küfrü seçsin demiştir. İnsanları zorlamak ve insanlara zorla bir şeyi yaptırmaya çalışmak onların iradelerini baskı altına almaktır. Dinde esas olan kişinin aklı ve hür iradesiyle dini kabul etmesidir. Yani iman etmesidir. İman etmek de ancak kalbin tasdiki ile olur: “Rabbin eğer dileseydi, insanları kesinlikle tek bir toplum yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri hariç, insanlar hep birbirlerinden farklıdırlar. Esasen onları bunun için yaratmıştır” (Hud Suresi, 118-119. Ayet)

Din bilgiye ve hür iradeye dayalı tasdik edilmesinin yanında bir imtihan alanıdır. İlahi ya da beşeri bir baskı olduğu zaman hür irade ortadan kalkacak ve bu dünyanın imtihan olma özelliği kalmayacaktır. İslam, başkalarına baskıyı hem insana hem de dinin ruhuna saygısızlık kabul etmiştir. İnsanın irade sahibi olması en belirgin özelliklerindendir. Dinde zorlama değil dini anlatma (tebliğ) vardır. Bütün peygamberler dini tebliğ etmekle görevlendirilmişlerdir. Bu görevi yerine getirirken de sadece ikna metodunu kullanmışlardır.

İslam’da, yanlış ya da batıl inanca sahip kimselere, ikna ve güzellikle bu inançlarının hatalı olduğunun anlatılması da bir görevdir. Bu anlatımın (tebliğ), inanç özgürlüğüne müdahale şeklinde algılanmaması gerekir. Çünkü tebliğ, zor değil güzellikle ikna temeli üzerine oturtulmuştur. “Ey Muhammed! Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır, onlarla en güzel şekilde mücadele et; doğrusu Rabbin kendi yolundan sapanları daha iyi bilir.” (Nahl Suresi, 125. Ayet)

Kuran’ın ana hedefi insanın fıtrat üzere varlığını en iyi şekilde gerçekleştirebileceği ve insanca yaşayabileceği ahlaklı ve adil bir toplum meydana getirmektir. Bunun en temel unsuru da din ve vicdan hürriyetinin sağlanmasıdır.