İslam’da Hak Kavramı

ID 54004547 © Ujjaldey | Dreamstime.com
ID 54004547 © Ujjaldey | Dreamstime.com

Allah’ın en başta gelen isimlerinden biri de Hak’tır. O’nun Hak olması, varlığında hiç şüphe olmaması, hakkın yegane kaynağı olması, yaptığı tüm her şeyi gereği gibi, yerli yerince yapması demektir. Hakkın kaynağı Yüce Allah’tır. O, kullarının işlerini organize etmiş ve her türlü hakkın yerine getirilmesini emretmiştir. Cenab-Hak, yaptığı her şeyi hakkıyla, gereği gibi yapmıştır. O, yeri ve gökleri hakkıyla yaratmış, kitapları hakla indirmiş, peygamberleri hakla göndermiş ve hep hak ile hükmetmiştir. Bu dünyada olduğu gibi öteki dünyada da O’nun işi hep hak olacak ve kıyamette de O, hak ile hükmedecektir. Allah, hakkı yerine getirmekten ve hakkı söylemekten hiç bir zaman çekinmez.

Varlık Alemi, Hak’kın egemenliği üzerine kurulmuştur. “Hak” kavramı sözlükte, gerçek, doğru, adalet anlamlarına gelmekledir. Kur’an’da, İslam di­ni, sa­bit olan şey, hü­küm, adalet, mal, mülk ve pay gi­bi an­lam­la­ra ge­len hak, İslam’ın şa­hıs ve­ya eş­ya üze­rin­de kişilere belirlediği yet­kiyi, yü­küm­lülüğü ve ta­sar­rufu da ifa­de eder. Hakkın zıddı batıldır. Ra’d Suresi 17.Ayette, hak ve hak ehli, kalıcılığı, bereket ve fayda vermesi bakımından gökten inen yağmura; batıl ve batıl ehli ise geçiciliği ve faydasızlığı bakımından su yüzündeki köpüğe benzetilmiştir.

Cenab-ı Hak, her şeyden önce kendisinin hakkıyla tanınmasını ister ve her koşulda bizden hak insanı olmamızı, hakkı yerine getirmekten ve hep hakkı söylemekten çekinmememizi ister. Her şeyin olduğu gibi hakların da asıl kaynağı Allah’tır. Önce Vahiy sonra da sünnet bu konuda tek belirleyicidir. Birlikte yaşamanın ortaya çıkardığı zorunlu durumlarda İslam’ın kuralları, hakların belirlenmesinde tek ölçü olmalıdır. “Hak Allah’tandır, sakın şüphecilerden olma!” (Bakara, 147. Ayet) Allah’ın belirlediği hakların, insanların hayrına ve yararına olduğu; Allah’ın hakları ile insan hakları arasında uyumdan başka bir şeyin olmadığı da bir gerçektir. Bu yüzden neyin hak, neyin batı! olduğunu doğru olarak belirlemek Cenab-ı Hak’kın, hak dininin ölçülerine uymakla mümkündür. Hakkın olduğu yerde adalet, hakkın kaybolduğu yerde zulüm vardır. Hakkın egemen kılınması ve zulmün yok olması da buna bağlıdır.

İslam, yegane hak dindir. Onu Cenab-ı Hak tanzim etmiştir. Kaynağı hak olduğu için de İslam, tamamen hak doğru gerçektir. Onun insanlara ulaşışı da haktır. Onda batıla yer yoktur. Kur’an-ı Kerim, Cenab-ı Hak’kın hak elçisi ile gönderdiği hak kitabıdır. “Hak ile indirdik biz onu, o da hakkı getirdi. ” (İsra, 105. Ayet)  Onda asla batıla yer almaz. Onun prensipleri salt doğru ve gerçeklerden oluşur. Müminler hakkıyla mümin olmak, Müminliğin hakkını vermekle görevlidirler: Gerçek anlamda Mümin olmak; imanı gerçek anlamda tanıyıp Müminliğin gereklerini yerine getirmektir.

Hakların tamamında hem Allah hakkı hem de kul hakkı vardır. Kul haklarını belirleyen ve onları koyduğu yaptırımlarla koruma altına alan Cenab-ı Hak’tır. Bu yüzden hakları kesin hatlarıyla birbirinden ayırmak güçtür. İslam’ın öngördüğü ‘Salih kişi ‘ olmak, Allah’ın haklarıyla kulların haklarını yerine getirmeye bağlanmıştır. Bu da bize her iki haklar grubunun da birbirinden ayrı düşünülmeden gereği gibi yerine getirilmesini belirtmektedir. Çünkü ‘Salih kişi’ olmak bu hakları bütün olarak anlayıp yerine getirmekle mümkündür. Ne sadece Allah’ın haklarına riayet etmek, ne de sadece kulların haklarına riayet etmek yeterli değildir.

Allah’ın haklarını öncelikli olarak yerine getirme, kulu diğer hakları yerine getirmeye sevk eder. Kul hakkıyla Allah’ın huzuruna giden bir kimse borçlu bulunduğu kişi tarafından bağışlanırsa af edilebileceği haber verilmiştir. Ancak Allah’ın haklarını yerine getirmeden O’nun huzuruna çıkan kimsenin bağışlanacağı ise yine O’nun takdirine bağlıdır.