İslam’da Kıtlık Kavramı Nasıl Ele Alınır?

angela-loria-ZAy8srF4rRM-unsplash

Kelime manasıyla kıtlık kavramı, ihtiyacı karşılayamayacak derecede az ve yetersiz ürün bulunmasıdır. Buradaki üründen kasıt çok yönlüdür ancak kıtlık denince akla ilk olarak gıda malzemeleri gelir. Çünkü su ve gıda ihtiyacı insan başta olmak üzere tüm canlılar açısından hayati bir öneme sahiptir.

Kur’an-ı Kerim’de kıtlık kavramı nasıl işlenir?

Kur’an-ı Kerim içerisinde yer alan bazı ayetlerde kıtlık kavramı ile karşılaşmak mümkündür. Kıtlığın bu ayetlerde geçmesi, böyle bir dönemin daha önce yaşandığının ve gelecekte de yaşanabileceğinin bir kanıtıdır. Yusuf Suresi’nin iki farklı ayetinde kıtlıktan bahsedilir.

Kıtlıkla alakalı ayetlerden birinde şöyle buyrulur:

“Sonra bunun ardından, saklayacaklarınızdan az bir miktar (tohumluk) hariç, o yıllar için biriktirdiklerinizi yiyip bitirecek yedi kıtlık yılı gelecektir. Sonra bunun ardından insanların bol yağmura kavuşacakları bir yıl gelecek; artık o yıl (bolca ürettikleri üzüm ve zeytin) sıkacaklar.” (Yusuf Suresi, 48-49. Ayet)

Yusuf Suresi’nde bahsi geçtiği üzere kıtlık, türlü zorluklarla dolu uzun bir süreçtir. Ancak Allahü Teala merhametlidir ve kıtlığa karşın yağmur göndererek insanları tekrar rızıklandırabilecek kudrettedir.

İslam tarihinde karşılaşılan en büyük kıtlık nedir?

İnsanın yeryüzüne ayak bastığı günden günümüze kadar olan süreçte pek çok kıtlık olayı yaşanmıştır. Bunlardan bir kısmıysa İslamiyet’in tebliğ edilmesinden sonra gerçekleşmiştir. Bunlar arasında Müslümanların başına gelen en büyük kıtlıklardan biri Hz. Ömer’in halifelik yaptığı dönemde yaşanmıştır. Buna göre Medine ve çevresinde bir yıl kadar büyük bir kıtlık yaşanmıştır.

Medine’de kıtlık yaşanırken; hiç yağmur yağmamış, toprak su almadığı için nemsiz kalmış, besin yetiştirilememiş ve dolayısıyla can kayıpları yaşanmıştır. Hz. Ömer bu yıla özel olarak temel gereksinimleri çevre vilayetlerden gelen yardımlarla karşılamıştır. Buna ek olarak da olağan zekatlar toplanmamış ve hırsızlar da geçici olarak cezalandırılmamıştır.

Hz. Ömer’in halifeliği devralmasından 6 yıl sonra yaşanan bu kıtlık, halifenin yağmur duasına çıkmasıyla son bulur. Allahü Teala’nın duayı kabul edip yağmuru yağdırmasıyla Medine halkı eski düzenine geri döner. Kırsal alandan şehir merkezine göç edenlerse geri evlerine döner. Ancak kıtlık sebebiyle yaşanan olumsuzluklardan büyük dersler çıkarılır.

Kıtlık vakitlerinde yapılması gerekenler nelerdir?

Kıtlık dönemi, yaşam için gerekli olan, başta su ve gıda olmak üzere her türlü ürüne erişimi zorlaştırır. Bu sürecin uzamasıyla da halkın genel düzeni ve ahlak yapısında olumsuz çöküşler görülebilir. Bu sebeple kıtlık durumlarında olabildiğince sakin kalınması ve duaya sığınılması son derece önemlidir.

Doğal afet ve salgın hastalık durumlarında da kıtlığa benzer sonuçlar görülmesi mümkündür. Böyle zamanlarda özellikle hırsızlık ve yağmalama gibi suçlarda artış olduğu fark edilir. Oysa, İslam dayanışma ve yardımlaşma üzerine kurulmuş bir dindir. Dinimizde yardıma muhtaç olana el uzatılır ve eldeki tüm imkanlar paylaşılmaya çalışılır. Kıtlık psikolojisinin oluşturmuş olduğu kötü hislerle hareket etmek şeytan vesvesesine uymaktan başka bir iş değildir.

Sonuç olarak, kıtlık kavramı Kur’an’ın farklı bölümlerinde işlenen bir olgudur. İslam tebliğ edilmeden önce bazı halklar kıtlıkla mücadele etmiştir. Bu mücadeleyle İslam tebliğ edildikten sonra da karşılaşılmıştır. Bu noktada insana düşen en büyük vazife suça yönelmek yerine Rabbine sığınmaktır. Çünkü, kıtlığı ve kuraklığı veren de Yağmuru yağdırıp bolluğu veren de O’dur.

Kıtlık, doğal afet, savaş ve salgın hastalık gibi durumlarda insanlarda suça eğilimin arttığı görülür. Oysa Müslümanlar birbirlerinin din kardeşidir. Bu gibi olaylar, İslam inancında var olan yardımlaşma ve dayanışmayla ters düşer.

YAZI: İPEK ATACAN