Kul Hakkı Yeme ile İlgili İslam Ne Diyor?

Photo 165692563 © Diegomartincoppola - Dreamstime.com

Kul hakkı yeme ile ilgili dinimiz ne der? İnsanlar dünya yaşamlarında ihtiyaç duydukları gereksinimlerini karşılayabilmek için çalışmak zorundadır. Kişi çalışma yaşamında hem zihnini hem de vücudunu yorarak kazanç elde eder. Bu kazancın elde edilmesi sırasında sergilenen davranış biçimleri ise İslam’ın çalışma ahlakını oluşturur. Buna göre dinimiz çalışan bir kimseden öncelikle dürüst bir duruş sergilemesini ister.

Çalışma yaşamında edinilmesi gereken ilkelerin temel kaynağı Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in sünnetidir. Müşterilere eşit davranmak, adaletli olmak ve kul hakkına riayet etmek bu ilkelerin başında gelir.

Müşterilere eşit davranmak neden önemli?

Hangi meslek ile alakadar olursa olsun çalışan bir kimse temelinde üretici pozisyonundadır. Çalışma yaşamında dürüst olmayı alışkanlık haline getiren bir kimse hem ürettiği işten emindir hem de tüm müşterilerine karşı eşit bir mesafededir.

Dini inanç ancak dürüstlük ve samimiyetle var olabilir. Müslüman bir kişiye düşen en büyük görevlerden biri de çalışırken bile ibadet şuurundan uzaklaşmamaktır. Adaleti ve eşitliği, iş yaşamında uygulayabilen ve kaliteli üretim yapan kimse dünya ve ahiret yaşamında mutluluğa erişebilir.

Müşterilerle olan ilişkilerde kul hakkı gözetmek: Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin. Bile bile, günaha saparak, insanların mallarından bir kısmını yemeniz için onun bir parçasını yetkililere aktarmayın.” (Bakara Suresi, 188. Ayet)

Buradan anlaşılacağı üzere insanlar kul hakkına girmemeleri konusunda açıkça uyarılırlar. Peki kul hakkı yeme neden olur?

Kul hakkı; insanların can ve mallarına ya da diğer insani temel haklarına saygı göstermektir. Bunlara karşı yapılan her türlü hareket dinimizde kul hakkına girmek olarak nitelendirilir. Bu bağlamda, tartıda ve ölçüde hile yapmak çalışma hayatında girilebilecek kul haklarından biridir.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed, kul hakkının önemine bazı hadislerde dikkat çekmiş ve Müslümanları bu konuda dikkatli olmaya davet etmiştir. Kendisi bu konuyla ilgili, “Birisinin hakkını alan kimse, ölmeden önce onunla helalleşsin…” (Buhari) buyururlar.

Toplum huzuru ve iş ahlakı arasındaki ilişki nedir?

İslam inancında çalışmaya ve toplum için faydalı işler yapmaya önem verilir. Bu bağlamda insanlara faydası olması için atılan her bir adım aynı zamanda topluma verilen bir hizmet olarak görülür.

Huzurlu bir toplumun temelinde; adalet, dayanışma, yardımlaşma ve insan haklarına saygı vardır. Dinimiz bu davranışlar çerçevesinde üreten ve din kardeşinin yardımına koşan insanlardan oluşan bir çalışma yaşamı inşa etmeye çalışır. Yani kişiye verilen maddi ve manevi imkanlar yalnızca kendisi için değil aynı zamanda çevresindeki diğer insanlar içindir. Yani dinimizde insanlar arası yardımlaşmaya önem verilir ve bencil düşünce tarzları da eleştirilir.

İslam’ın çalışma ilkelerine uygun çalışmanın faydaları nelerdir? Kur’an-ı kerim içerisinde, “İman eden, soylarından gelen de aynı iman ile kendilerini izledikleri kimselerin yanlarına bu zürriyetlerini katacağız; bununla birlikte kendi amellerinden de bir şey eksiltmeyeceğiz. Herkes kendi yapıp ettiğinin hesabından kendisi sorumlu olacaktır.” (Tur Suresi, 21. Ayet) buyrulur. Buradan da anlaşılacağı üzere insan işlediği tüm amellerden sorumludur ve onun kurtuluşa ermesi de ancak salih amel işlemesi ile mümkün olur.

Dinimizde insanlara sürekli olarak sorumluluk hatırlatması yapılır. Buna göre kişi; bedenine, ailesine, akrabalarına, din kardeşlerine ve diğer canlılara karşı bazı sorumluluklar taşır. Allah rızası için çalışmak, hayırlı işler peşinde koşmak ve insanlara yardım etmek; bir kulun devamlı yapabileceği salih ameller arasındadır. Sonuç olarak kişi kendi kurtuluşu için doğru işler yapmak mecburiyetindedir.