İslami Açıdan İşlenen Amellerden ve Farz Kılınan İbadetlerden Sorumlu Olmanın Şartları Nelerdir?

ID 172544949 © Luiza Nalimova | Dreamstime.com
ID 172544949 © Luiza Nalimova | Dreamstime.com

Dini literatürde kulun Allah tarafından emredilen hükümlerden sorumlu olması “mükellef olmak” ifadesi ile tarif edilir. Bu bağlamda, İslami açıdan mükellef sayılan bir kimse; düşünce, söz, davranış, amel ve ibadetlerinden sorumludur. Kişinin mükellef sayılabilmesi ise çeşitli şartlara bağlıdır.

İslam inancında kimler mükelleftir? Peygamber Efendimiz, bir hadisinde “Üç kişiden kalem (sorumluluk) kaldırılmıştır; uyanıncaya kadar uyuyan, buluğa erinceye kadar çocuk ve akli dengesine kavuşuncaya kadar deli.” (Tirmizi) buyururlar. Bu bağlamda kişinin yaptıklarından sorumlu sayılması; Müslüman olması, akli dengesinin yerinde olması ve erginlik çağına ermiş olmasıdır.

İlgili hadisi şeriften anlaşılacağı üzere dinimizde kulun herhangi bir hükümden sorumlu tutulabilmesi için bu ödev ve sorumlulukları taşıyabilecek güçte olması beklenir. Bu durum hakkında Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Allah hiçbir kimseyi, gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz; lehinde olanı da kendi kazandığıdır, aleyhinde olanı da kendi kazandığıdır.” (Bakara Suresi, 286. Ayet)

Müslüman olmak: Kur’an-ı Kerim’de, “Ehl-i kitaptan ve müşriklerden hakkı inkar edenler, içinde ebedi olarak kalacakları cehennem ateşindedir. İşte halkın en kötüleri onlardır.” (Beyyine Suresi, 6. Ayet) buyrulur. Buradan anlaşılacağı üzere İslam inancını benimsemeyen kişiler için ebedi bir azap vardır. Yani bu kimselerin İslami açıdan mükellef sayılabilmesi için öncelikle Müslüman olması gerekir.

Aynı ayeti kerimenin devamında ise “İman edip iyi dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlara gelince, halkın en hayırlısı da onlardır.” (Beyyine Suresi, 7. Ayet) buyrulur. Yani Müslüman kimseler dünya yaşamında işlediği hayırlı ameller ile ibadetlerin karşılığını ahirette alacaktır.

Bir kimsenin İslamiyet inancını benimseyip Müslüman olabilmesi de bazı şartlara bağlıdır. Buna göre, kişinin öncelikle Kelime-i Şehadet getirmesi gerekir. Hem dil ile hem de kalp ile Kelime-i Şehadet getirildikten sonra da otuz iki farza inanılması gerekir. Kişi bu ancak bu şartları sağladıktan sonra Müslüman olur.

Akli dengesi yerinde olmak: İslam’a göre akli dengesi yerinde olmayan kimseler, yaptıkları işlerden mesul tutulmazlar. Ancak bu durum için İslam alimleri tarafından türlü yorumlar yapılır. Bu yorumlardan ilki doğuştan ya da erginlik çağına erişmemiş kişilerle alakalıdır. Buna göre, ergin olmadan evvel akli dengeye sahip olmayanlar yaptıkları işten sorumlu değillerdir.

Erginlik dönemine eriştikten sonra akıl sağlığını kaybedenler içinse farklı bir durum söz konusudur. Bu kimseler erginlik dönemi ile akli dengesini kaybettiği zaman dilimindeki işlerden sorumludur. Ancak Peygamber Efendimiz’in bazı hadislerinde hastalıkların kişinin günahına kefaret olduğuna işaret edilir.

Hastalık ve günahların kefareti ile ilgili söylenmiş bazı hadisler işe şu şekildedir: “Meyveleri olgunlaşmış bir ağacı silkmekle nasıl meyveler düşüyor; sıtmanın titremesinden günahlar öyle dökülür.” (Buhari), “Ateşin altın ve gümüşün paslarını giderdiği gibi, bir Müslümanın hastalığı da onun günahlarını giderir.” (İbn Mace)

Erginlik çağına girmiş olmak: İslamiyet’te buluğ çağına varmayan (ergin olmayan) çocuklar dini ödev ve sorumlulukları bakımından mükellef sayılmazlar. Erginlik çağı ise kız ve erkek çocuklarda 9 ile 15 yaş arasında kabul edilir. Çocuklar bu çağa gelip erişkin olduktan sonra dini bakımdan yükümlü olarak nitelendirilirler.

Çocukların erginlik çağına gelmeden önce tüm sorumlulukları ve ahlaki açıdan yetiştirilme yükümlülüğü ise anne ve babalara aittir. Peygamber Efendimiz bir hadisinde, “Çocuk yedi yaşına girince, namaz kılmasını söyleyiniz.” (Ebu Davud) buyururlar. Bu hadisten anlaşılacağı üzere dini eğitim çocuğa küçük yaşlarda verilmeye başlanmalıdır. Çocuğu bu konuda yetiştirmek içinse erginlik çağına girmesi beklenmemelidir.