İslam’ın Aile İçi Şiddeti Önlemedeki Rolü

ID 150083855 © Thanakorn Suppamethasawat | Dreamstime.com
Fotoğraf: ID 150083855 © Thanakorn Suppamethasawat | Dreamstime.com

Aile içi şiddet, aile üyelerinden biri tarafından ailenin bir başka üyesinin yaşamını fizik veya psikolojik bütünlüğünü ya da bağımsızlığını tehlikeye sokan, kişiliğine veya kişilik gelişimine ciddi anlamda zarar veren eylem veya ihmaldir.
Şiddet insanlık onuruna bir saldırıdır. Şiddet mahremiyete dokunmaktır. Aslında bireysel olmaktan çok toplumsal bir sorundur. Kamu vicdanında açılmış bir yaradır.
İslam’ın inşa etmek istediği aile ve toplum modeli ve bunu gerçekleştirmeye yönelik genel ahlak ilkeleri şiddetten uzak durma, onu önleme ve onunla mücadele etmede en önemli dayanak noktalarımızdır.

Kişinin kendisini sözle ifade edemediği durumda şiddet ortaya çıkar. Şiddet eğilimli insanlar şiddetin günlük hayattaki sıkıntılarla baş etmenin bir yolu olduğu görüşüne sahiptirler. Şiddet içeren davranışların ortaya çıkmasında aile yapısı sıklıkla etkili olmaktadır. Zira şiddet modelleyerek öğrenilen bir davranış biçimidir. Kuşaktan kuşağa aktarılır. Öte yandan erkek egemen toplum yapısı, erkeğin ataerkil gelenekten kaynaklanan üstün konumu ve alınacak kararlarda erkeğin söz sahibi olmasını doğal gören bakış açısı şiddeti beslemektedir.

Kişinin eşine, çocuklarına, ana-babasına, kardeşlerine ya da diğer akrabalarına karşı her türlü saldırgan davranışı aile içi şiddet olarak nitelendirilir. Şiddet içeren davranış nedeniyle mağdurun fiziki ya da psikolojik bütünlüğü tehlikeye girmekte, kişilik gelişimi ciddi anlamda zarar görmektedir.

İçki, kumar, ekonomik nedenler aile içi şiddetin en önde gelen nedenleri arasında yer almaktadır. Birçok araştırmaya göre alkol, engellemeleri ortadan kaldırarak şiddetin ortaya çıkması ihtimalini artırmakta, muhakeme gücünü azaltmakta ve bireyin karar verme yeteneğini bozmaktadır. Kanada’da yapılan bir çalışmada kadınların, aşırı alkol alan eşleri tarafından dövülme riskinin, eşleri alkol almayanlara göre beş kat fazla olduğu tespit edilmiştir.

Öte yandan yanlış inanış ve algıların kadına yönelik şiddeti beslediği de bir gerçektir. Konuyla ilgili olarak yapılan bir çalışmada, eşlerine şiddet uygulayan erkeklerce dinin şiddete kılıf olarak kullanıldığı yani meşrulaştırıcı bir etken olarak dine başvurulduğu tespit edilmiştir. Oysa dinimiz, insanın saygınlığını korumak, onurlu bir yaşam sürmesini temin etmek, dünya ve ahiret mutluluğunu gerçekleştirmek amacıyla gönderilmiştir. İsmiyle müsemma olarak İslam, insanlığın tümüyle huzur, barış ve sevgi içinde yaşamasını temin edecek prensipler ortaya koymuştur. İslam’ın insana bakışının şiddetin önlenmesinde önemli bir yaklaşım olduğu gerçektir.

Kur’an’da erkek ve kadının aynı özden yaratıldıkları belirtilir. İnsanlık onur ve değeri bakımından yaşı, statüsü ne olursa olsun kadın ve erkek birbirine eşittir. Ortak bir fıtratın sahibidir. Her ikisi de yeryüzünün halifesidir. Her iki cins de insan olarak yaratılmışların en güzeli ve varlık aleminin en şereflisidir. Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisine mazhardır.

Allah, kadın ve erkeğin her birine farklı özellikler vermiştir. Bunlar birinin diğerine üstünlüğü olarak değil, bir zenginlik olarak algılanmalıdır. Erkek ve kadın olmak insanın tercihine bağlı değildir. Seçme yetkisinin bulunmadığı bir alanda cinsiyeti bir üstünlük ölçütü olarak kabullenmenin ve şiddeti böyle mesnetsiz bir algının üzerine oturtmanın hiçbir dini dayanağı olamaz. Kur’an’ın benimsediği tek üstünlük ölçüsü vardır o da “takva”dır.

Kur’an-ı Kerîm -erkek, kadın, genç, yaşlı- tüm inananların kardeş olduklarını vurgular. Müminlerin; sabır, öfkeyi yenme, affetme, tevazu gibi pek çok ahlaki erdeme sahip oluşlarından bahseder. Alay etme, kötü isim takma, su-i zan, gıybet, çekiştirme gibi her türlü fiziksel ve psikolojik şiddetten uzak durulmasını ister. Kur’an’da özellikle erkek eşlere hanımlarıyla güzel geçinme ve onlara “maruf” ile davranma ölçüsü getirilmiştir. Eş, evlat, anne, baba, kardeş kime karşı olursa olsun şiddet uygulamak Allah’a karşı isyan ve sılay-ı rahimi zedelemek ya da kesmek anlamına gelir. Oysa Kur’an, sılay-ı rahimin gözetilmesinin Allah’a itaatin bir gereği olduğuna dikkatimizi çekmektedir.

Hz. Peygamber, hayatı boyunca çevresindeki hiçbir varlığa hiçbir biçimde şiddet uygulamamıştır. Kıyamette en çok canları yanacak kimselerin insanlara şiddet uygulayıp canlarını yakanlar olduğunu ve insanlara zulmedenlerin Allah’ın azabına uğrayacağını haber veren Efendimiz, Müslümanı; “elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu” kimse olarak tanımlamaktadır.

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz ve birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız.” (Müslim, İman) ifadesiyle Peygamber Efendimiz, İslam’ın insanlara sevgi ve merhametle yaklaşma emirlerini aile ve toplum hayatımıza taşımanın ne kadar gerekli olduğunu bir daha hatırlatmaktadır.