Görüş 09-Ağu-2020

İslam’ın Fakirliğe Bakışı

no-woman-photo-150x150
Ceren Yılmaz
Yazar

Fakirlik, öteden beri insanlığın ortak kaderi olmuş en temel problemlerden biridir. Tarihte yaşamış en eski milletlerden günümüze değin, toplumlar ‘zenginler ve yoksullar’ olarak iki ana katmana ayrılmıştır. Zenginler ve soylular sınıfı mevcut imkanlardan olabildiğince faydalanırken, yoksul kesim ise yokluklar içerisinde hayatlarını sürdürmeye mahkum edildiler. Maalesef günümüz toplumlarında da aynı durum söz konusudur. Bir tarafta aynı toplumda lüks içinde yaşayan servet sahipleri diğer tarafta yiyecek ekmeğe muhtaç insanların varlığına tanık olmak mümkündür.

Toplum fertlerini derinden etkileyen bu problem, esasında Allah’ın ilahi bir lütuf olarak insana emanet etmiş olduğu dünya nimetlerinin ve sermayenin çoğu kez haksız bir şekilde paylaşımından kaynaklanmaktadır. Problem, böylesi bir durumda sosyal krizlere ve toplum düzenini temelden sarsacak kadar tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Teknoloji ve modernizmin bu kadar ilerlemesine rağmen yoksulluğun neden olduğu sorunlar dünya nüfusunun en önemli gündem maddesini oluşturmaktadır.

Dünya milletleri arasında görülen gelir dağılımı adaletsizliği ve eşitsizliği nedeniyle; beslenme, barınma, giyinme, sağlık, eğitim ve evlenme gibi en temel ihtiyaçlarını bile karşılamaktan yoksun duruma düşürülmüş bu insanların hali, ülkeler açısından toplumsal krizlere davetiye çıkaran potansiyel bir tehlike oluşturmaktadır.

Oysa İslam’ın temel amacı adaletin hüküm sürdüğü refah bir toplum yaratmaktır. Genelde İslam’a yönelik eleştirilerin başında insanı miskinliğe ittiği, klasik doğu tembelliğini sağladığı şeklinde olup, “bir lokma, bir hırka” ilkesini getirdiği iddia edilmektedir. İslam, bu iddianın aksine çalışmayı, üretmeyi ve zenginliği teşvik ederek “Veren el alan elden üstündür” ilkesini savunur.

Günümüzde kasıtlı olarak Müslümanların tembelliğe, işsizliğe, tüketime itildiği görülmektedir. Oysa ki dünyayı imar etmek için çalışmak gerekir. Çalışmanın bir ibadet sayıldığı tek din olan İslam’a tabi olanların bu tembel hali gerçekte onun emirlerini yerine getirmemenin temel göstergesidir. İslam fakirliği mücadele edilmesi ve yok edilmesi gereken bir sosyal yara olarak görür. Çalışılmadığı takdirde hem bu dünyada ve hem öbür dünyada zillet içinde yaşanılacaktır. Fakirliği önlemek için çeşitli çözüm yolları sunar. Bunlar; çalışmaya teşvik, yardımlaşma, zekat, infak, sadaka, akrabalara yardım, yeni iş imkanları oluşturma ve bu konuda teşvik gibi yöntemler geliştirmiştir. Bu konu Kur’an-ı Kerim’de şöyle açıklanmaktadır: “Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükafatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır” (Bakara, 274. Ayet)

İslam, fakirliğin bir kader olmadığını belirtir. Çoğu zaman, İslam’daki rızık ilkesini insanlar yanlış yorumladığı görülür; eğer rızkım varsa bana gelir düşüncesi ile pasif kalmak yanlış bir tutumdur. İnsan, rızkını elde etmesi için çalışmalıdır. Tembelliği Allah’ın kendisine verdiği bir ceza, imtihan veya kader olduğunu düşünmek öncelikle Allah’a bir iftiradır. Allah cömerttir ve herkese imkan vermiştir.

Fakirlik sorunu, tüm dünyanın sorunu olmakla birlikte çoğu zaman doyumsuzluk ve aza kanaat etmeme de bu durumu içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir. Televizyonlar ve internet aracılığıyla insanlara açlık, tüketim ve sahip olma duygusunun pompalanması insanda mutsuzluğu ve kendilerini yetersiz görme duygusunu oluşturmaktadır. Sürekli başkalarının elindekine sahip olma ve sahip olamadığında da kendisini yetersiz görme yani fakir görme durumu toplumun en büyük hastalığıdır.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav,) sabredip olgunluk göstermeyen, yoksulluğunu bahane ederek taşkınlık yapan, kötülük işleyen, isyan eden fakirleri de şiddetle kınamış, fakirliğin kişiyi birtakım kötülüklere sürükleyebileceği, hatta nankörlüğe sevk edip küfre bile düşürebileceği uyarısında bulunmuştur. (Ebu Davud, “Edeb”) İslam’ın fakirlikle mücadele ve fakirlerin korunup gözetilmesi konusunda gösterdiği gayretle yoksulluk karşısında sabır ve metanet gösterilmesini öğütlemesi arasındaki denge, bireyin ve toplumun fakirliğe karşı olan tutumunda belirleyici olmaktadır.

 

 

 

İlgili makaleler
Görüş
Görüş 31-Ağu-2020
no-woman-photo-150x150
Ceren Yılmaz
Yazar

Şiddet, türü ne olursa olsun şüphesiz ki bir travmadır. Travmalar bireyi ruhsal ve bedensel olarak olumsuz yönde etkileyen ve çaresiz hissettiren olaylardır. Psikolojik veya fiziksel şiddetin etkileri ruhsal yapıyı derinden sarsar. Travmanın tipi ve şiddeti, bireyde yaratacağı etki üzerinde ne kadar önemli bir etkiye sahipse; kimin tarafından oluşturulduğu da o kadar önemlidir.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 26-Ağu-2020
Author
Ceren Yılmaz
Yazar

Allah’a iman, insanları başka hiçbir koşulda elde edemedikleri huzurlu ve mutlu bir yaşama kavuşturur. Mutluluğu ruha hissettiren Allah’tır ve Allah bu hissi yalnızca razı olduğu kullarına verir. Allah’ın rızasından uzak yaşayan birisi kendisini maddi sebepler kullanarak mutlu etmeye çalışabilir ve geçici bir süre için kendini mutlu hissettiğini de zannedebilir. Ancak bu kişi gerçekte bir aldanma içerisindedir.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 25-Ağu-2020
Ceren Yılmaz
Yazar

Tüp bebek (IVF) yöntemi, çocuk sahibi olamayan çiftlere uygulanan ve uzun süredir kullanılan bir yardımcı üreme tekniğidir. Günümüzde en çok tercih edilen kısırlık tedavilerinin başında “Tüp bebek” geliyor.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 20-Ağu-2020
Author
Ceren Yılmaz
Yazar

İslam’da zorluk ve kolaylık meselesi; inanç ve amel olmak üzere iki kısımdır. “Dinde zorlama yoktur. Doğruluk ile sapıklık birbirinden kesinlikle ayrılmıştır. Kim tağutu, azgınlığı reddederek Allah’a inanırsa kopması mümkün olmayan, sapa sağlam bir kulpa yapışmıştır. Hiç şüphesiz Allah her şeyi işiten, her şeyi bilendir.” (Bakara, 256. Ayet) buyrulmaktadır.

Devamı Devamı