İslamiyet’te Borç Almanın ve Borç Vermenin Şartları Nelerdir?

Kur’an-ı Kerim içerisinde yer alan bir ayette, “Kim Allah’a güzel bir borç verirse Allah bunu fazlasıyla öder. Ayrıca ona pek değerli bir ödül de vardır.” (Hadid Suresi, 11. Ayet) buyrulur. Buradan yola çıkıldığında İslam’ın insanları borç vermeye teşvik ettiği ve bunun sonucunda da türlü şekillerde mükafatlandırılacağına dair müjdelendiği anlaşılır.

Günümüzde borçlar hukuku olarak düzenlenen yasalar, fıkıh literatüründe muamelat olarak isimlendirilir. İslam’ın temel kaynakları olan Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in sünneti içerisinde borç alıp verme konusunda bazı hükümlere yer verilir. Bu hükümlerin kimi zaman borç alıp verme adabı şeklinde nitelendirildiği de görülür.

Borçlanma şartları: Borçlanma konusunda dikkat edilecek noktaların başında zorunlu olmadığı sürece borca girilmemesi vardır. Borca girildiği takdirde de harcamalar sırasında lükse kaçılmamalı ve israftan uzak durulmalıdır. Herhangi bir sebepten ötürü borca giren kimse bunun bilincinde olmalıdır.

Borç mutlaka geri ödeme niyeti ile alınmalı ve ödemeler imkanlar el verdiği ölçüde geciktirilmemelidir. Ödemeler konusunda bir gecikme yaşanacağı durumda ise borçlanan kişi mutlaka bilgilendirilmelidir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed bu konuda, “Borcunu ödeyebilecek durumda olan zengin kimsenin ödemeyi geciktirmesi zulümdür.” (Buhari) diyerek Müslümanları uyarır.

Borç alacak kimsenin, borç veren kimsenin iyi niyetini suiistimal etmemesi de ayrı bir konudur. İhtiyaç dışında borç alan kişi ya da imkanı olduğu halde borcunu ödemeyen kişi, gerçekten buna muhtaç olan diğer insanların hakkına girer.

Borç vermenin şartları: Borç alıp verme adabının bir tarafı borçlanan kişiyken, diğer tarafı da borcu veren kimsedir. Bu bağlamda, borç verecek kişi bunu kesinlikle Allah rızasını gözeterek yapmalıdır. Hz. Muhammed’in bir hadisi şerifinde bu konu şöyle izah edilir: “… Kim bir Müslümanın dert ve kederine çare olur ise, Allah da o sebeple kıyamet sıkıntılarından bir sıkıntıyı kendisinden giderir.” (Buhari)

İlgili hadisten anlaşılacağı üzere Allah rızası için din kardeşine borç vermek, kişiyi kıyamet gününün azaplarından kurtaracak kadar değerli bir harekettir. Bu bağlamda, kişi borç verirken kesinlikle kişisel bir menfaat gütmemelidir.

Borçluya karşı sabırlı ve samimi olmak da borç verenin üzerine düşen bir vazifedir. Buna göre, borçlu kişi çabaladığı halde ödemelerini yapamıyorsa bu kişiye ek süre tanınmalıdır. Borç veren tarafın hali vakti yerindeyse ve borçlu gerçekten muhtaç ise bu durumda verilen borç sadaka olarak görülmeli ve silinmelidir.

Herhangi bir sebep ile yapılan iyiliği başa kakmak ya da kalp kırmak, dinimizce hoş karşılanmayan başlıca tavırlardır. Buna göre, borç veren kişinin borçluyu rencide etmemeye mutlak surette özen göstermesi gerekir.

Alınan borcun bir başkasına devredilmesi: Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed, hadislerinin büyük bir bölümünde insanların sıkıntılarını çözmeye yardımcı olacak yollara işaret eder. Bu bağlamda kendisinin bir hadisi şerifinde, “Sizden birinize bir borç havale edilirse bunu kabul etsin.” (Buhari) buyrulur.

Buna göre, alınan bir borç, üçüncü bir kişiye devredildiğinde borcun ilk sahibi bu yükten kurtulur. Borç veren kimsenin de yeni muhatabı bu üçüncü şahıs olur ve alınacak ödeme bu kimseden istenir. Ancak borcun havale edilmesi konusunda herhangi bir ücret talep edilmemesi oldukça önem arz eder. Çünkü İslam inancında toplumsal yardımlaşma ve dayanışmayı destekleyen hareketlerde kişisel çıkar gözetilmesi hoş karşılanmaz.

Dinimizde yapılan iyiliklerin ve işlenen hayırların yalnızca Allah rızası için yapıldığı durumda bir değeri vardır. Aksi takdirde yapılan iyilikler boşa gitmiş sayılır.