İstanbul Sözleşmesi Nedir?

Photo 99929569 © Robert Khafizov - Dreamstime.com

İstanbul Sözleşmesi nedir? Tek hedefi kadına şiddeti önlemek midir? 2011 yılında İstanbul’da imzalandığı için ‘İstanbul Sözleşmesi’ olarak anılan kadına şiddet yönelik her türlü şiddet eyleminin önlenmesi ve bu alandaki mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi sözleşmesini imzalayan ilk ülke Türkiye olmuştur. 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe giren bu sözleşmede “toplumsal cinsiyet eşitliği” ilkesi temel alınmaktadır. Bu noktada başlayan sözleşmeye muhalif görüşler, Türk toplum ve aile yapısına aykırı hükümler içerdiği için İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması gerektiğini savunuyor. Muhafazakar kesimden de büyük destek alan sözleşmeyi destekleyenler ise yoğun mücadele veriyor; sosyal medyada İstanbul Sözleşmesi Yaşatır etiketi ile kampanya düzenleyerek sözleşmeye olan desteği genişletmek istiyor.

İstanbul Sözleşmesi nedir?

ana teması kadın şiddeti olan ve bu sözleşmeyi imzalayan ülkelere birçok yükümlülükler getiren uluslararası bir yapıdadır. 6284 sayılı kanun da İstanbul Sözleşmesiyle üstlenilen yükümlülüklerin sağlanması için çıkarılmış bir kanundur. Elbette hem ülkemizde hem de dünyada gün geçtikçe artan aile içi ve kadına yönelik şiddet için yapılan her türlü çalışma desteklenmelidir. Kimse bunun aksini iddia etmiyor. Ancak, atılacak olumlu adımların uluslararası güçlerin dayatması ile toplum dinamiklerini bozacak noktaya taşınmaması için altında yatan ideolojilerin ve doğuracağı sonuçların dikkatle irdelenmesi gerekmektedir.

İstanbul Sözleşmesine karşı olanların en temel dayanak noktası; sözleşmenin alt metninde yer alan ‘toplumsal cinsiyet’ ve ‘cinsel yönelim’ ifadesiyle “LGBT propagandası” yapıldığı ve aile yapısını sarsacak unsurlar içerdiğidir. Muhalifler, İstanbul Sözleşmesine rağmen kadın cinayetlerinin ve şiddet olaylarının önlenemediğinin altını çiziyor. Ayrıca toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı ile desteklenen çalışmaların kadın geleneksel rolünü ve bunun uzantısında da Türk aile yapısını ortadan kaldıracağı görüşü hakim.

Tek hedefi kadına şiddeti önlemek mi?

İstanbul Sözleşmesi adı altında yeni bir batı projesi olarak; anneliği, ev hanımlığını küçümseyerek, aile yapısını bozmanın hedeflendiği üzerinde duruluyor. İstanbul Sözleşmesi’ne karşı muhalif olanlar, İstanbul Sözleşmesi savunucularının, eşitlik, özgürlük gibi kavramların içini boşaltarak ev hanımlığının ve anneliğin kadın için özgürlük alanını kısıtladığını, geleneklerin kadın cinsine yüklediği bir angarya olduğunu savunduğunu ifade ediyor.

En temel bir başka karşı çıkış konusu da İstanbul Sözleşmesi ile biyolojik cinsiyetten farklı olarak LGBTİ gibi geleneksel toplum yapısına aykırı yönelimleri normalleştirerek yine toplumsal yapıyı bozmanın hedeflendiğidir. İstanbul Sözleşmesinde “aile” kavramı yerine “ev” kavramının getirildiği böylelikle her türlü nikahsız ve eşcinsel beraberliklerin de koruma altına alındığı başka bir karşı çıkış noktası olarak belirtiliyor. Geleneksel yapıdaki inanç, ve değerlerin alt üst edilmesi devlet eliyle de bu anlayışın tüm resmi ya da sivil kuruluşlara ve vatandaşlara dikte edilmesinin hedeflendiği endişesi hakim.

İstanbul Sözleşmesi ile yürütülen bu projenin sonraki aşamasının ise cinsiyetsiz çocuk yetiştirmek olduğu savunuluyor. Eğitimle ilgili maddesinde sözleşmeyi kabul eden devletlerin tüm eğitim düzeylerinde toplumsal cinsiyete dayalı eğitim verilmesi dayatılıyor. Örneğin Avustralya, LGBT oluşumlarına en açık desteği veren ülkeden biri. Kamuya ait alanlarda, hükümete ait çalışmalarda LGBT sembollerine ve bayraklarına sıkça yer veriliyor. İstanbul Sözleşmesi kapsamında oplumsal cinsiyet temeline bağlı eğitim sistemlerinde LGBT propagandası ilkokul kitaplarına bile konu ediliyor. Avustralya’da, eşcinsellik ilkokul çağındaki çocukların zihninde legalleşmiş duruma getirilmiştir. Burada yaşayan Müslümanlar kendi çocuklarının geleceğinden endişe duymaktalar. Bir süre sonra bu anlayışın bizim müfredatımıza da dayatılmayacağının bir garantisi yoktur.

Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi geri planda taşıdığı ideoloji bağlamında dikkatlice incelenmelidir. Kadına yönelik ve aile içi şiddeti önlemeye yönelik çalışmaların yapılması için İstanbul Sözleşmesi tek çözüm değildir. Kadın ve erkeğin ailede ve sosyal hayatın içinde adil bir rol paylaşımına ve eşit fırsatlara erişeceği bir yaklaşım temelinde kadın ayrımcılığının önüne geçilmesi anlayışı toplumun her katmanına ulaştırılmalıdır.

Yazı: Demet Demirok – [email protected]