Kalp Huzurumuzu Artırmanın Yolları…

mayur-gala-2PODhmrvLik-unsplash
Fotoğraf: Mayur Gala-Unsplash

İslam inancında Allah, salih kimselerin bedenlerini değil ruhlarını ferahlatmasını ister. Bu ferahlık kişinin maneviyatının ne kadar güçlü olduğunu ve ruhunun da Allah’a ne kadar yakın olduğunu temsil eder. Bu bağlamda, kişinin dünya yaşamında sergilediği davranışlar ve amelleri ile yaptığı ibadetlerin maneviyat üzerinde doğrudan etkisi bulunur. Allah dostu olan kimse, maneviyatını zedeleyecek her türlü eylemden uzak durur ve salih ameller işlemeye çalışır.

Kinin maneviyatını zedeleyen davranış biçimleri nelerdir? İsraf yapmak, fazla yiyip içmek, tembellik etmek ve aşırı uyumak; kişinin ruhuna zarar veren davranışlardır. Ruha zarar veren bu eylemler aynı zamanda maneviyatın da zedelenmesine sebep olur. Çünkü bu gibi alışkanlıklar yalnızca bedene değil bunun yanın da kalbe de hantallık verir. Kalbi ağırlaşan bir kimse de ibadet yapmaya üşenir ve zamanla Allah’tan uzaklaşır.

Allah, yarattığı kulun fıtratını en iyi bilen olduğundan maneviyata zarar verecek işlere karşı bazı hükümlerde bulunmuştur. Bu hükümlere örnek olarak oruç tutma ibadeti verilebilir. Oruç tutan kişi Allah’ın emrini yerine getirmek dışında, yeme içme alışkanlıklarını da disipline ve belli bir düzene sokar. Dolayısıyla da hem maddi hem de manevi bir şifa bulur. Peygamber Efendimiz, yeme içme konusunda oldukça hassas davranır ve oburluktan hoşlanmazdı. Kendisi bir hadisinde bu konudan şöyle bahseder: “Hiçbir insan, midesinden daha tehlikeli bir kap doldurmamıştır. Halbuki kişiye, kendisini ayakta tutacak birkaç lokma yeter. Şayet bir kimsenin mutlaka çok yemesi gerekiyorsa, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe, üçte birini de nefsine ayırsın.” (Tirmizi)

Hz. Muhammed’in hadisi şerifinden anlaşılacağı üzere çok yemek, israf yapmak demektir. Yalnızca çok yemek değil, zamanı boşa harcayarak tembellik etmek ya da uyuyarak geçirmek de israfın bir parçasıdır. İsraf ise kişinin maneviyatına zarar veren temel unsurdur.

Kalp huzuru ve maneviyat arasındaki ilişki nedir? Kur’an-ı Kerim’de “Bunlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur.” (Rad Suresi, 28. Ayet) buyrulur. Bu ayetten anlaşılacağı üzere kalp huzuru Allah’ı zikretmek ve O’na ibadet etmekle mümkündür. İçerisinde ruhani huzura erişemeyen bir kalbin maneviyatının güçlü olduğu söylenemez. Çünkü, maneviyatı güçlendiren temel davranış bolca ibadet etmek ve salih amel işlemektir.

Allah’ı zikretmek hem dil hem de kalp ile yapılabilen bir eylemdir. Bu bağlamda, Allah’ı her iki biçimde zikreden kişilerin kalpleri huzur ve ruhları da sakinlikle dolar. Allah’ı içten ve samimi bir şekilde anan kişilerin maneviyatları da aynı oranda iyileşir. Çünkü dilinden ve kalbinden Allah ismi düşmeyen bir kimse, O’nun hoşnut olmayacağı işlerde ısrar etmez.

Maneviyatı ve iç huzuru artırmanın yolları nelerdir? İslam inancında maneviyat ele alındığında, bunun içerisinde takva ve tevekkül sözcükleri de incelenir. Takva sahibi kimseler; Allah’a ve O’nun yarattığı tüm varlıklara karşı sevgi ve saygıyla yaklaşır. Bunun yanı sıra şükür duyarak da tüm nimetlerin Allah’tan geldiğini bilir. Tevekkül ise kişinin çalışıp çabaladıktan sonra işlerini Allah’a emanet etmesidir. Tevekkül sahibi kimseler bu emanetin neticesinde kötü sonuç alsalar bile hamd etmeyi bilirler. Yani hem takva hem de tevekkülün temelinde “şükretme” bilinci yatar. İnsanın maneviyatı ile arasındaki en büyük iki düşman; nefis ve şeytandır. Bu bağlamda; nefsinin ve şeytanın yönlendirmelerine uymayan kişi zararlı işlere bulaşmaz ve günaha girmekten de imtina eder. Bu özelliklere sahip bir kimse de hem maneviyatını yükseltir hem de iç huzura erişir.