Kulda imanın makbul olmasının şartları

İslam İpek Atacan
cami
El Sahaba Cami, Şarm El Şeyh. Ioannaalexa-Dreamstime

Dinimizde inancın temel şartlarının yanında imanın makbul olmasının şartları da vurgulanır. Buna göre, imanın temel şartları; Allah’a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahirete ve kadere iman şeklindedir. Ancak bunun sahih ve makbul olma şartları tamamen farklıdır.

Mahiyeti nedir?

İnanma ihtiyacı, insanın dünyaya gelişinden itibaren başlayan ve böyle devam eden bir süreçtir. Allahü Teala’nın insanı yaratış gayesi de kulluk vazifesini üstlenmesinden başka bir şey değildir. Dolayısıyla kişinin fıtratı doğrultusunda hem gönülden hem de dilinden iman etmesi son derece mühimdir.

İslam akaidinin temelinde tevhid inancı esastır. Bu bakımdan, tüm alemlerin yegane yaratıcısı Allahü Teala’dır. Bu konuda herhangi bir belirsizliğe de yer yoktur. Dolayısıyla insanın iman edip secdede bulunabileceği yalnızca O’dur.

Mümin için imanın makbul olmasının şartları ne şekilde sıralanabilir?

İslam alimlerinin yorumları neticesinde imanın makbul olmasının şartları üç ya da dört şekilde açıklanabilir. Bu şartlardan ilki iman eden kimsenin yeis durumunda olup olmamasıdır. Yaşamdan ümidin kesildiği veya ölmeye yaklaşıldığı bir sırada iman etmenin hükmen bir geçerliliği yoktur.

Dinin şartlarının bir veya birden fazlasını yalanlayan davranışlarda bulunmak, imanın sahih olmamasına neden olur. Buna, farz ibadetler veya haram işler gibi dinimizce kesin olan hükümlere inanmamak, alay etmek örnek olarak gösterilebilir.

İmanın makbul olup olmadığı konusunda son şart da ümit ve korku arasında bir dengenin sağlanabilmesidir. Bu bakımdan, Allahü Teala merhametlidir, affedicidir değip yanlış yollara sapılmamalıdır. Benzer şekilde, Allahü Teala’nın gazabından korkarak mutlak bir ümitsizliğe de düşülmemelidir. İnsanın hiçbir şatta ümitsizliğe düşmemesi gerektiği Kur’an-ı Kerim içerisindeki bazı ayetlerde de dile getirilen bir konudur.

İmanın sahih olma şartlarını taşıyan kimseler, genellikle mümin olarak nitelendirilir. Bu bakımdan, mümin kişi gönlü ve kalbiyle eş zamanlı olarak inancını tasdik eder. Allahü Teala’nın emir ve yasaklarının tümünü kabul ederek, bunu uygulamaya çalışır. Buna ek olarak Allahü Teala’nın hem bağışlayıcı olduğunu bilir hem de O’nun gazabından korkar.

Kur’an’da geçerliliği hakkında ne buyrulur?

Kur’an-ı Kerim içerisinde yer alan ayeti kerimeler, Müslümanlar için birer yol göstericidir. Bu bakımdan ayetlerde sevaptan günaha, ibadetten dünya yaşamına kadar pek çok farklı konu hakkında bilgi verildiği görülür. Kişinin imanının nasıl makbul olabileceği konusunda da ayetler içerisinden bazı detaylar öğrenilmesi mümkündür. Söz konusu ayeti kerimelerden birinde şöyle buyrulur:

“Dehşetli cezamızı gördüklerinde, ‘Allah’ın birliğine inandık, O’na ortak koştuğumuz şeyleri de şimdi reddetmekteyiz” derler. Ama azabımızı gördüklerinde artık inanmaları kendilerine fayda vermeyecektir; Allah’ın kulları hakkında öteden beri uygulanan yasası böyledir. İşte o zaman artık inkarcılar hüsrana uğramışlardır.” (Mümin Suresi 84 ve 85. Ayet)

Bu ayet içerisinde anlaşılacağı üzere yeis halinde iman etmenin kişinin ahireti için hiçbir faydası yoktur. İslam’ın kesin hükümlerini yalanlamak, Allah’ın merhametini sebep göstererek günaha bulaşmak veya ümitsizliğe kapılıp cehenneme gideceğini düşünmek de böyledir. Bunların tümü, bilerek ya da bilmeyerek, imanın zedelenmesine yol açar.

İslam’ın temel şartı olan iman ancak sahih ve makbul olduğunda yerine ulaşır. Bu bakımdan, hem dünya ömrünün boşa gitmemesi hem de ahiret yaşamında güzelliklere kavuşmak için sakıncalı hareketlerden kaçınmak gerekir. Öyleyse daha fazla geç kalmadan öğrendiklerimizi uygulamaya koyalım, imanın makbul olma şartlarının dışına çıkmayalım. Dünyevi ve uhrevi huzura ermenin ve mutlu yaşamanın yegane şartı budur.

 

 

 

 

Enjoy Ali Huda! Exclusive for your kids.