SalamWebToday Haber Bülteni
Sign up to get weekly SalamWebToday articles!
Üzgünüz, şu nedenden dolayı hata oluştu:
Abone olarak, SalamWeb Şartları ve Gizlilik Politikası 'nı kabul etmiş olursunuz.
Haber bülteni yazıları

Kuran oku emri ayeti ile neyi anlatır?

Kuran 18 Şub 2021
oku emri ayeti
Amani A-Dreamstime.com

Hepimizin bildiği üzere Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’e inen Kuran oku emri ayeti ile başlar. Ancak Hz. Muhammed’in ümmi olduğunu elbette bilen Rabbimiz, ortada okunacak bir mushaf da olmadığına göre oku emri ile gerçekte neyi buyurmaktaydı?

“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı alaktan yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir.” (Alak, 1-4. Ayet)

Hz. Adem’den beri gelen tüm vahiylerin ve peygamberlerin ana hedeflerinden biri; insanı yaratılış amacı ve Rabbinin kim olduğu gibi konularda doğru bilgiye ulaştırmaktır. Kur’an birçok ayette, “Düşünmüyorlar mı?” “Akıl etmiyorlar mı?” “Bilmiyorlar mı?” ifadeleriyle bizleri; yaşam, doğa, kainat, ahiret ve var oluş üzerinde tefekküre ve akıl etmeye teşvik eder.

Oku emri ayeti neyi anlatır?

Bu noktadan hareketle ‘Oku’ emri yalnızca bir okumadan ibaret değil tefekkür ve akıl etmek, görmek, bilmek gibi çok kapsamlı bir içeriğe sahiptir. İnsanın ilk okuyacağı kitap kendisi olmalıdır şüphesiz. İnsan, Rabbimizin en muhteşem ayetlerindendir. Yüce Allah, insanı yarattıklarının en şereflisi kılmış; bu sebeple meleklerin Adem’e, secde etmesini buyurmuştur. İnsanın varoluşu, Allah’ın birliğinin bir emaresidir. İnsan olmasaydı ne kitap iner ne de peygamber gelirdi. Allah’ın insana verdiği değerin bir göstergesi de kendisine yönelik suçları bağışlarken kullarına yönelik suçları affetmemesidir.

Okuması gereken bir başka kitap da evrendir. Rabbimiz, insandan önce zamanı ve mekanı yarattı. Allah Kuran’da şöyle buyurmaktadır:

“Varlığımızın delillerini, (kainattaki uçsuz bucaksız) ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz” (Fussilet, 53. Ayet)

İslam dünyası bu emri nasıl hayata geçirdi?

İslam medeniyetinin en parlak devirlerinde, Müslümanlar ilimle olan bağlarını; kulluk bilinci, iman ve güzel ahlak anlayışı temelleri üzerine kurmuşlar ve geliştirmişlerdir. Nice büyük eserlere imza atan ilim adamları, o çağın meselelerinden hareketle çalışmalarına yön vermişlerdir. Yalnızca dini ilimlerle değil müspet ilimlere verdikleri önemle de İslam medeniyetinin gelişimine katkı sağlamışlardır.

Hıristiyan dünyası karanlık içerisinde boğuşurken, Endülüs’te Müslümanlar medeniyetin ışığıyla aydınlanıyordu. Avrupa’nın o devirdeki en büyük kütüphanesinde altı yüz civarı kitap varken, yalnızca Kurtuba’da 60 kütüphane ve her birinde de altı yüz bin kitap bulunuyordu.

Bugünkü medeniyetimizin temellerinde bile, o büyük İslam alimlerinin derin izleri vardır. Batı medeniyetinin aksine İslam dünyası, sahip oldukları bilgiyi ve gücü başka toplumları tahakküm etmek, sömürmek için değil, tüm insanlığa iyilik, huzur ve refah sağlamak adına kullanmışlardır.

İlim ve irfan sahibi olmanın önemi nedir?

İslam anlayışında ilim, Allah’ın rızasını kazanmak ve bu yolda amel etmek için öğrenilir. İnsan için anlamlı bir hayat ilim ve irfan sayesinde oluşur. Bu yüzden öğrenmeyi ve öğretmeyi göz ardı edenlerin hayatı derinlik ve anlamdan yoksun kalacaktır. Sahip olduğu bilgi eğer kendisini ilahi hakikate ulaştırmaktan uzaksa, kişi o bilginin ancak hamalı olacaktır.

“Kendilerine Tevrat öğretildiği halde, onun gereğini yapmayanların durumu, sırtına kitap yüklenmiş merkebin durumu gibidir.” (Cuma, 5. Ayet)

İnsanın hayatı üzerinde müspet bir yansıması olmayan, onu Allah ve Resulünün yolunda götürmeyen ilimden hayır beklenemez. İlim, Rabbimizin bizlere verdiği anlayış ve seziş vasfının bir ürünüdür. İslam, insanı ilim ve bilgi sahibi olmaya teşvik ederek cehaleti ortadan kaldırmayı amaçlar. Ancak ilim, hayatın ve insanlığın hayrına yöneldiği zaman hedefine ulaşır.