Kuran’a göre insan ve çevre ilişkisi nasıl olmalıdır?

Doğal Çevre Contributor
insan ve çevre
Todd Quackenbush-Unsplash

İslam’a göre çevre anlayışının temeli; varlık aleminin Allah tarafından yaratılması esasına dayanır; insan ve çevre ilişkisi de bu bağlamda ele alınır. İnsanla diğer varlıklar arasında sadece derece farklılığı söz konusudur. Derecesinin üstün olması insana doğayı ve diğer varlıkları sınırsızca kullanmasını değil, tersine belirli bir sorumlulukla davranmasını gerekli kılar.

Yüce Allah, kainatta her şeyi bir ölçüye ve nizama göre yaratmıştır. Ve insana bu ölçüye, nizama uyma görevi verilmiştir. Kuran, tevhide uygun ölçüyü sağlamak; uyumu ve adaleti geliştirmek için gönderilmiştir. İslam’ın çevre anlayışı bu sebeple tevhide dayanmaktadır ve Allah merkezlidir.

Kainat insanın hizmetine sunulmuştur

“O, adetleri üzere hareket eden güneşi ve ayı sizin hizmetinize sunan, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verendir.” (İbrahim, 33. Ayet)

Kainat ve içinde bulunan her şey insan için yaratılmış, hizmetine sunulmuştur. Bu anlatım Kuran’da pek çok ayette ifade edilmektedir. Ancak kainatın insanın hizmetine sunulması, tahrip ve ihanet edilmesi anlamını taşımıyor. Çünkü her şey bu dünya hayatı için sadece geçici bir süreliğine bize bahşedilmiştir. Gelecek nesillerin de en az bizler kadar ondan faydalanma hakkı bulunmaktadır. İnsanoğlu bu sorumluluğunu hiçbir zaman kaybetmemelidir.

İnsan ve çevre ilişkisi Kuran’da nasıl ele alınır?

Yüce Allah, Kuran yoluyla yeryüzünde halife kılınan insanoğlunu muhatap almakta, buyruklarıyla mesaj göndererek ondan iradesini ortaya koymasını beklemektedir. Yer ve gökteki her şey insan için yaratılmış, onun hizmet ve tasarrufuna bahşedilmiştir. Kainat, baş döndüren görünümüyle, kulların ihtiyaçlarına uygun olarak yaratılmıştır. Bütün varlıkların kulların hizmetine verilmesi, böylece onu Kainatın merkezine yerleştirmesi, tüm ekosistemle ahenkli bir şekilde ilişkili olmasını doğurmaktadır.

Bu sebeple ekosistemde özne insandır. Onu ıslah eden, mamur hale dönüştüren de arsızca sömüren ve bozan da insandır. Yeryüzünde halife kılınan insanın elbette başıboş bırakılması beklenemez. Birtakım vazife ve sorumluluklar yüklenerek imtihan için yaratılmıştır. Kendisine sunulan kaynakları israf etmesinin mazur görülecek bir yanı yoktur. İsraf en basit şekliyle; ölçüsüz, gereksiz ve hesapsız davranma anlamına gelir ve Allah’ın kainata koyduğu düzen buna izin vermez.

“İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden, karada ve denizde fesat çıkar. Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.” (Rum, 41. Ayet)

Doğanın bozulmasına maneviyatın rolü nedir?

İslam anlayışında varlığın gerçek sahibi Yüce Allah’tır. İnsan yeryüzünün sahibi değil, sadece bir emanetçisidir. Dolayısıyla hüküm ve kural tanımayan keyfi bir tasarruf içerisinde olamaz. Kendisine emanet edilen nimet ve imkanlardan, yalnızca Rabbinin koyduğu hükümler çerçevesinde istifade edebilir. Modernizmin sorumsuz ve bencilce yaklaşımlarına dikkatle bakıldığında, Kuran’ın ifade ettiği değerler sisteminin ve sorumlu insan anlayışının önemi daha iyi anlaşılmaktadır.

İnsanın doğayı fethetme süreci sınırsız ve sorumsuzca onu sömürme sürecine dönüşmüştür. Modern dünyanın en temel özelliği doğanın nesnelleştirilmesi ve ilahi değerlerden soyutlanmasıdır. Allah’ın insana bahşettiği doğa, açgözlülükle gelecek nesiller düşünülmeden ve guruplara ayrılmış tepedeki insanların refahı için talan edilmektedir. Ve her geçen gün dünya kaçınılmaz felaketlere doğru yol almakta; insan ve çevre ilişkisi geri dönülmez bir hızla bozulmaktadır.

Ekosistemi tahrip eden aslında maddi unsurlardan daha çok israf, bencillik, açgözlülük gibi manevi unsurlardır. Batı’nın faydacı dünya görüşünün tüm dünyada egemen olması, doğanın arsızca kullanılması sonucunu doğurmuştur. Modern insan, bilim ve teknolojik gelişmeyle, dünyaya hakim olma arzusuyla doğayı ve insanı kirleten bir toplumsal yapı meydana getirmiştir. Bu sorunun çözümü tabi ki yine insanın unutulan değerlerine geri dönmesidir.

Gelişmiş insan anlayışı kendini, ekosistemi yıkan, yağmalayan değil, bunları koruma ve geliştirmekle yükümlü bir emanetçi olarak kabul etmeli, yaratılış gayesinin özüne dönmelidir.

 

Enjoy Ali Huda! Exclusive for your kids.