Kurbanın Mahiyetini Anlamak

Sacrifice des moutons en Islam
© Stock Tr | Dreamstime.com

Kurban kesmek hem dini hem de toplumsal öneme sahip bir ibadettir. Kurban, sözlükte yaklaşma ve Allah’a yakınlaşmaya vesile olan şey anlamlarına gelmektedir. Dini bir terim olarak ise Allah’a yaklaşmak ve O’nun rızasına ermek için ibadet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder. Kurban Bayramı’nda kesilen kurbana udhiyye, hacda kesilen kurbana ise hedy denmektedir. Mezheplerin çoğuna göre udhiyye kurbanı kesmek sünnet, Hanefi mezhebinde ise vaciptir.

Dinimizce kurban, Hak yolunda fedakarlığın bir nişanıdır. Yüce Allah’ın verdiği hayat nimetine hamd ve şükrün ifadesidir Bunun sonucu da sevaba ulaşmak ve birtakım belalardan korunmaktır. Bu ibadetin ruhunda Hakk’a yakınlık ve halka fedakarlıkta bulunma anlayışı vardır. Kurban, bir Müslümanın bütün varlığını, gerektiğinde Allah yolunda feda etmeye hazır olduğunun bir belirtisidir. Allah’a itaatin, bağlılığın, sadakatin, samimiyetin, teslimiyetin ve kulluk bilincinin canlı bir örneğidir. Aynı zamanda, fakire, yetime, öksüze, kimsesi olmayana yakın olmak, kardeşlik duygularını diri tutmaktır.

Kurban bize, Hz. İbrahim ve İsmail’in teslimiyetini ve kulluktaki üstün hallerini hatırlatır. İnsanların emrine sunulan şeylerden usulünce istifade ve infak etmeyi öğretir. Bütün bunların yanında kurban insanca ve Müslümanca duyarlıklarımızı muhafaza etmenin de garantisidir. Çünkü bugün hepimizin az çok kapıldığı modern hayat tarzı ve dünyeviliğin içinde günden güne kaybettiğimiz duyguların farkına varmak; akraba, konu komşu, eş dost diye bir şeyin hala var olduğunu hatırlamak, halini, hatırlarını sormak, elde olanı paylaşmak gibi ince taraflarımızın tümden yok olup gitmesini engelleyen temel unsurların da başında gelir.

Kurban, usulünce kesilip parçalandıktan sonra etinden yenmeli ve başkalarına da ikram edilmelidir. Yüce Allah şöyle buyurur: “Artık ondan, hem kendiniz yiyin, hem de yoksula, fakire yedirin.”(Hac, 36. Ayet) Peygamber Efendimiz de; “Makbul olan, kurbanı üçe taksim edip bir kısmını evde yemek, bir kısmını eşe dosta ikram etmek, bir kısmını da fukaraya dağıtmaktır.” (Ebu Davud) şeklinde tavsiyede bulunmuştur. Cemiyet içinde ihtiyaç olduğunda kurban etlerinin bir an evvel infak edilmesi teşvik edilmiştir. Resulullah Efendimiz bayram hutbesinde: “Sizden kim kurban keserse, bayramın üçüncü gününden sonra evinde kurban etinden bir şey kalmasın!” (Tirmizi) buyurmuşlardır. Buradan da anlaşılacağı üzere kurbanda esas olan infakta bulunmak, böylelikle Allah’ın rızasını gözetmektir.

“Kurbanlık büyükbaş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken kurban edeceğinizde üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik. Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Allah’a ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir.” (Hac, 36-37. Ayet)
Bu ayetlerde zikredilen hayvan kesiminin, et ihtiyacı temini için olmadığı, bunların ibadet amaçlı birer uygulama oldukları gayet açıktır. Et ve kanların Allah’a ulaşamayacağının, asıl olanın ihlas ve takva olduğunun bizzat ayetin metninde yer alması bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Günümüzde ise sözde hayvan severler ve “çağdaş” insanlar, ateistler, Batılılar hayvanlara eziyet edildiği veya vahşice olduğu bahaneleriyle kurban kesimine karşı propagandalarını sürdürüyorlar. Müslümanlığa olan düşmanlıklarını hayvana acıma perdesi altında yürütüyorlar.
Oysa hayvanlara merhamet edilmesini bildiren Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: “Yerdeki mahluklara acımayana, gökteki melekler acımaz.” (Taberani) Kurbanın sadece hayvan kesmek ya da et paylaşımından ibaret olmadığını; sevginin, dostluğun, yoksulluğun, sıkıntı ve refahın da paylaşımı olduğunu anlamak için önce İslam’ı tanımak ve ondaki incelikleri kavramak gerekiyor. Bu noktada en büyük görev ise biz Müslümanlara düşüyor.