Lüks Tüketimin Dinimizdeki Yeri

kilarov-zaneit-WR5hZDLv79A-unsplash
Gösterişten uzak, huzurlu bir yaşam en büyük lükstür. Fotoğraf: Kilarov Zaneit-Unsplash

Muhyiddin-i Arabi Hazretleri dünya ihtirasını şu teşbihle izah eder:

“Maddi hayata meyledenler için hayat, deniz suyu içmeye benzer; içtikçe susarlar, susadıkça içerler.” Bu teşbih insanoğlunun doyumsuz nefsini izah etmek açısından çok anlamlı. Necip dinimiz bu konuyu sayısız ayet ve kudsi hadisle ele alır ve basit bir ilkeyle özetler; “Hayrül-umuri evsatuha” yani her durumda en hayırlısı aşırıya kaçmadan orta kararı bulmaktır.

Günümüz tüketim toplumunun kaçınılmaz özelliklerinden biri olan ve her mecrada ısrarla karşımıza çıkan reklamlar, bizi adeta birer doyumsuz tüketiciye dönüştürmeye programlanmış, bu tuzak bizi sisteme hizmet eden mutsuz bireylere dönüştürmüştür.

Gelin sizinle otomobil reklamlarından yola çıkarak bu tuzakların şifrelerini çözelim. Hepimizin gözünün önüne otomobil reklamlarında mutlu bir aile tablosu canlanır. Şimdi bu reklamı izleyen babanın bilinç altına “Eğer bu arabayı almazsan aileni mutlu edemezsin!” mesajı titizlikle işlenmiş olur. Babanın durumu müsait olup arabayı aldığında geçici bir mutluluk daha doğrusu elde etmiş olmanın verdiği haz, o babanın ve dolayısıyla tüm aile bireylerinin nefsine yerleşen kibir, aslında aileyi sonu gelmez türetilmiş tüketim zincirinin birer halkası yapar. Dolayısıyla kurbanı haline getirir işte bu tam da Muhyiddin-i Arabi Hazretlerinin bahsettiği “içtikçe susatan deniz suyu” benzetmesindeki doyumsuzluğun ta kendisidir.

İslam; “İstediğin gibi kazan, istediğin gibi harca!” şeklinde bir anlayışı asla kabul etmez. Dünyada açlıktan ölenler varken milyonlarca liralık mücevherat ile süslenen, saray gibi evlerde lüks ve israf içinde yaşayan Müslüman’ların yalnızca zekatlarını ödediler diye bu aç ve açıkların hesabı sorulmaz sanmak, dinimizin sosyal adalet anlayışına tamamen zıt çarpık bir anlayıştır.

Dinimizin orta karar ilkesindeki sosyal adaletin aslında global sistemdeki adaletsizliği nasıl deşifre ettiğini sayısız ayet ve kutsi hadisle görmek mümkün.

“Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabb’ine karşı çok nankörlük etmiştir.” (İsra Suresi, 26. ve 27. ayetleri)

“Hasat günü de hakkını (öşürünü) verin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” (Enam Suresi, 141. ayet)

Kur’an-ı Kerim’de  israf etmemek üzerine  ayetler vardır, bu hüküm kesin, yani israf haramdır. Allah’ın hoşlanmadığı ve yasakladığı işlerden kabul edilir,   Allah israf edenleri sevmez. İsraf, gösteriş için yapılan fazla tüketim sadece İslam dininde yasaklanmamış diğer dinlerde de kötü bir davranış olarak kabul edilmiş ve yasaklanmıştır.

İhtiyacımız olandan fazlasını alma alışkanlığı günümüz tüketim toplumunda hiç ihtiyacımız olmayan şeyleri de alma alışkanlığına dönüştü. Tüketmek bir yandan da ekonominin devamı olarak görüldüğü için sınırsız tüketim desteklendi. Gücü alıp lükse yönelen ve bunu sosyal medya üzerinden paylaşan insanoğlu, olmayanlarda gittikçe büyüyen bir yoksunluk duygusu yarattı. Bu anlamda bilinçsiz lüks tüketim toplum içinde kıskançlık ve öfke duygularını da tetikledi.

Peygamberimiz’in çokça bilinen “Yanı başındaki komşusu açken tok olarak geceleyen kişi mü’min değildir.” cümlesi dinimizin felsefesini en net biçimde açıklayan cümlelerden biridir. Mü’min olmanın kurallarından birinin paylaşmak olduğu açıktır.

Sahip olduğumuzu lüks tüketim ürünlerine gerçekten ne kadar ihtiyacımız olduğu sorusu 21. yüzyılın en önemli sorularından biri olmaya devam edecek. Kendimizi şımartmak için istediğimiz ya da ulaşamadığımız için eksik hissettiğimiz lüks ürünlerin İslamiyet’in merkezinden uzak olduğu kesin.

Dinimizde altın ve saf ipek de erkeklere haram kılınmıştır. Kadınlara helal olan altının da hayatın içinde lüks olarak kullanılması hoş karşılanmaz. Bunun yanında Peygamberimiz’in altın ve gümüş kaplardan yenilip içilmesini hoş karşılamadığı da bilinir.