Malazgirt Zaferi Sonuçları ve Önemi

Illustration 192135284 © Melekdurmusc - Dreamstime.com

Malazgirt Zaferi sonuçları Türk-İslam tarihini nasıl etkilemiştir? 1071’de sonuçlanan Malazgirt Meydan Muharebesi, 26 Ağustos 1071 tarihinde, Büyük Selçuklu Hükümdarı Alp Arslan ile Bizans İmparatoru Romen Diyojen arasında gerçekleşmiş ve Türklerin zaferiyle sonuçlanmıştır. Malazgirt Zaferi, Türklere Anadolu’nun kapılarını açan bir zafer olarak İslam tarihi açısından oldukça önemli yere sahiptir.

Düşman ordusunun büyüklüğünün kendi ordusundan daha büyük olduğunu gören Sultan Alp Arslan savaştan sağ çıkma ihtimalinin düşük olduğunu sezdi. Askerlerinin de hasımlarının sayı fazlalığı karşısında tedirginliğe düştüğünü fark eden Sultan bir Türk-İslam geleneği olarak kefene benzeyen beyaz kıyafetler giydi. Atının da kuyruğunu bağlattı. Yanındakilere Şehit olduğu takdirde vurulduğu yere gömülmesini vasiyet etti. Komutanlarının savaş alanından kaçmayacağını anlayan askerlerin maneviyatı arttı. Askerlerinin Cuma namazına İmamlık eden Sultan Alp Arslan, atına binip ordusunun önüne çıktı.

Malazgirt Zaferi sonuçları bize neler kazandırdı?

Onların moral ve maneviyatını yükselten etkili bir konuşma yaptı. Beyaz elbiseler giyerek “Bu benim kefenimdir!” diyen Alp Arslan: “Ya muzaffer olur gayeme ulaşırım; ya da şehit olarak cennete giderim. Sizlerden beni takip etmeyi tercih edenler, takip etsin. Ayrılmayı tercih edenler, gitsinler! Burada emreden sultan ve emredilen asker yoktur. Zira bugün ben de sizlerden biriyim. Sizlerle birlikte savaşan bir gaziyim. Beni takip edenler ve nefislerini yüce Allah’a adayarak şehit olanlar, cennete; sağ kalanlar gaziliğe kavuşacaktır. Ayrılanları ise, ahirette ateş, dünyada da rezillik beklemektedir.” diyerek Allah’ın Kur’an’da zafer vadettiği ayetleri okudu. 200 bin kişilik Bizans ordusuna karşılık tamamı Müslüman olan ve büyük çoğunluğu Türklerden oluşan Selçuklu ordusu artık savaşa hazırdı.

Sultan Alparslan’ın bu ihlasına karşılık Cenab-ı Hak ona, kendi ordusundan beş misli daha kalabalık bir orduya sahip olan Romen Diyojen karşısında zaferi nasip etti. Bizans ağır bir yenilgiye uğradı. Ordunun büyük bir kısmı kılıçtan geçirildi, İmparator ve çok sayıda general esir alındı, askerlerin ancak bir bölümü kaçarak canlarını kurtarabildi. Tüm dünya tarihi için büyük bir dönüm noktası niteliğinde olan bu savaş, zafer kazanan komutan Alp Arslan’ın yenik İmparator Romen Diyojen’le antlaşma yapmasıyla son buldu.

Savaştan sonra neler yaşandı?

İsfahan’a giden Alp Arslan, Abbasi halifesi ve bütün İslam hükümdarlarına fetihnameler göndererek kazandığı zaferi müjdeledi. Bu haber ulaştığı her yerde büyük coşkuyla karşılandı ve bütün Müslümanlar üzerinde derin bir etki meydana getirdi. Halife Kaim-Biemrillah, Alp Arslan’a değerli armağanlarla birlikte özel bir mektup göndererek kazandığı zaferden dolayı onu kutladı ve ona çeşitli unvanlar verdi. Diğer İslam memleketleri hükümdarları da Alp Arslan’ı özel heyetlerle değerli armağanlar ve tebrik nameler gönderip kutladı.

Daha sonra Bizanslılar, Diyojen ile imzalanan antlaşmanın geçersiz olduğunun ilan etti. Bunun üzerine Alp Arslan, ordusuna ve Türk Beylerine Anadolu’nun fethi emrini verdi. Bu emir doğrultusunda Türkler Anadolu’yu fethe başladılar. Bu akınlar, sonu Haçlı Seferleri ve Osmanlı İmparatorluğu’na varacak tarihi bir süreci başlamıştır. İslam dünyasında büyük bir birlik sağlamış olan Türkler bu birlikteliği Hristiyan Avrupa’ya karşı kullandı. Bütün İslam dünyasının Türklerin önderliğinde Avrupa’ya akın başlatmalarını önceden gören Papa, önlem olarak Haçlı Seferlerini başlattı. Ancak yine de Türklerin Avrupa’ya yaptığı akınları durduramadı.

Sultan Alp Arslan, Malazgirt Zaferinden sonra çok sayıda atlı ile seferlerini sürdürdü. Ancak 1072 yılında bir suikast sonucunda şehit olarak Rabbine kavuştu. Sultan Alp Arslan’ın son sözleri şunlar oldu: “Her ne zaman düşman üzerine azmetsem, Yüce Allah’a sığınır, O’ndan yardım isterim. Dün bir tepe üzerine çıktığımda, askerimin çokluğundan, ordumun büyüklüğünden, sanki ayağımın altındaki dağ titriyor gibi geldi. Kalbimden, ‘Ben, dünyanın hükümdarıyım, bana kim galip gelebilir!’ diye bir düşünce geçti. İşte bunun sonucu olarak Rabbim, aciz bir kulu ile beni cezalandırdı. Kalbimden geçen bu düşünceden ve daha önce işlemiş olduğum hata ve kusurlarımdan dolayı Allah Teala’dan af diliyor, tövbe ediyorum. La ilahe illallah Muhammedü’r-Resulullah!”