Mevlana Celaleddin Rumi ve Kendisine Ait Hikmetli Sözler

ID 117399405 © Vvoevale | Dreamstime.com
ID 117399405 © Vvoevale | Dreamstime.com

Mevlana olarak bilinen Muhammed Celaleddin-i Rumi, 13. yüzyılda yaşamış bir alimdir. Kendisinin eserleri bulunduğu sınırları aşmayı başardı ve farklı etnik kökenlere sahip çok sayıda Müslüman tarafından benimsendi. Konya’da kaleme aldığı Mesnevi ise bilinen en büyük eseridir.

Sufi mutasavvıf olarak da görülen Mevlana, diğer sufiler ile benzer biçimde tevhid inancı çerçevesinde hareket eder. Kendisinin Allah’a duyduğu bağlılık ve sevgi hem yaşamındaki davranışlarında hem de eserlerinde ve sözlerinde açıkça hissedilir.

Mevlana’nın vasıfları: Anadolu’ya yerleştikten sonra Rumi olarak anılan Mevlana’nın soyunun babası tarafından Hz. Ebu Bekir Sıddık’a dayandığı rivayet edilir. Kendisi farklı; etnik kökenden, soydan, mezhepten ve dinden olan insanların hayranlığını ve sevgisini kazanmıştır. Bunun en önemli sebeplerinden biri de Mevlana’nın üstün vasıfları ve ahlaki değerleridir.

Mevlana; tevazu sahibi, merhametli ve insan sevgisi ile dolu bir kimseydi. İslam’ın ahlak değerlerinden sayılan bu vasıfları anlamakla kalmamış aynı zamanda diğer insanlara da anlatmaya çalışmıştır. Kendisi Allah’a ve O’nun Resulü’ne olan bağlığını şu şekilde dile getirir: “Ben sağ olduğum müddetçe Kur’anın kölesiyim. Ben Muhammed muhtarın yolunun tozuyum.”

Mesnevi’nin ortaya çıkışı: Çelebi Hüsamettin, Mevlana’ya gönülden bağlı bir dost ve sırdaştı. Bu bağlamda, Mevlana’ya bir gün tasavvufu diğer dervişlere anlatmak için bir eser yazmasını önerir. Bunun üzerine de Mevlana Hazretleri 18 beyit yazılı bir kağıdı sarığından çıkarır ve Çelebi Hüsamettin’e verir. Buradan sonra da Mevlana dile döker, Çelebi Hüsamettin de onun dilinden dökülenleri yazar.

Mevlana’nın yaşamının son yıllarında ortaya çıkardığı Mesnevi, uzun yıllar kaleme alınmıştır. Burada; dini bilgilere, siyasete, insanlar arasındaki ilişkilere ve yaşama dair diğer pek çok konuya yer verilir. Mesnevi’de sayısı yirmi altı bine yaklaşan beyite yer verilir. Bu beyitler ise toplamda 6 cilde bölünür.

Mevlana Celaleddin Rumi’ye ait bazı değerli sözler ise şu şekilde sıralanabilir: “Ameli olmayan hikmetli söz, ödünç alınmış süslü elbise gibidir; bunu böyle bil.”, “Öyle bir abdest al ki hiç bozulmasın, öyle bir namaz kıl ki hiç bitmesin.”, “Dostlarınızı sıkça ziyaret ediniz. Çünkü üzerinde yürünmeyen yollar, diken ve çalılarla kaplanır.”

Mevlana’ya ait diğer eserler: “Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir.” diyen Mevalana insanlığa Mesnevi başta olmak üzere çok sayıda eser bırakmıştır. Onun Mesnevi dışındaki eserleri; Divan-ı Kebir, Fihi Ma Fih, Mecalis-i Seba ve Mektubat olarak sıralanır.

Büyük Divan olarak çevrilen Divan-ı Kebir içerisinde; gazel, rubai ve terkib-i bentlerden oluşan kırk bin beyit yer alır. Fihi Ma Fih ise Mevlana Hazretlerinden sohbetler içeren bir eserdir. Kelime manası ile “İçindeki içindir, ya da içinde ne varsa o’dur” anlamı taşır.

Mevlana zaman zaman vaaz verme görevi de üstlenirdi. Onun bu vaazlarını topladığı kitabı da Mecalis-i Seba yani Yedi Meclis olarak bilinir. Mektubat ise adından da anlaşılacağı üzere mektuplardan meydana gelir. Bu eserde Mevlana’nın zamanın devlet büyüklerine yazmış olduğu mektuplara yer verilir.

Rumi’nin hayat ve ölüm tasviri nasıldır? Mevlana Celaled’in Rumi, 1207 senesinde Belh şehrinde doğar. Burası Afganistan’ın kuzey kesiminde yer alan bir şehirdir. Kendisi nefes aldığı süreci “Hamdım, piştim, yandım” olarak özetler. Rabbinden sürekli sevgili diye bahseden alim, 1273 senesinde Konya’dayken O’na kavuşur.

Mevlana dünyadaki yaşamını gurbet, ölümü ise sevgiliye kavuşma yani vuslat olarak nitelendirir. Bu bağlamda, kendisinin ölüm gecesi için “Şeb-i Arus” benzetmesi yaptığı bilinir. Şeb-i Arus ise kelime manası ile düğün gecesi anlamına gelir.