Mevleviliğin Özü Allah Aşkı

ID 26469709 © Hilalbask | Dreamstime.com
Fotoğraf: ID 26469709 © Hilalbask | Dreamstime.com

Mevlevilik başlangıçta tekke düzeni kurulmuş klasik bir tarikat niteliğinde değildi. Mevlana yaşadığı dönemde ders verdiği medresenin yanına kurulan aşıklar yurdu yani “Darü’l-uşşak”ın kurulmasını istememişti. Ona yapılan teklifleri geri çevirerek “Biz şu atlas kubbenin altında ev kurmayız.” mısrasının geçtiği gazelini söylemişti. Bu olaydan daha sonra oğlu Sultan Veled, medresenin yanına fakirler için birkaç oda yapılması için ısrar etti. Aynı dönemde medresenin toplantı odası zaman zaman misafirhane olarak kullanıldı. Mevlana türbe anlayışına da karşıydı ancak vefatından sonra Sultan Veled’in istediği ve  Muinüddin Süleyman Pervane ile karısı Gürcü Hatun’un maddi destekte bulunması sonucunda mezarının üzerine bir türbe yapıldı. Sultan Veled’in babasının görüşlerini yayma arzusu Mevlevihane’lerin ilk adımı oldu. Sultan Veled’in oğlu Ulu Arif Çelebi’nin İrşad makamına geçmesi tarikatın tarihinde dönüm noktası oldu. Bu olaydan sonra Mevlevilik çelebi unvanıyla anılan şeyhler tarafından temsil edilmeye başlandı. Böylece Mevleviyye tarikatının idari merkezi Mevlana Dergahı oldu. Sultan Veled ve Ulu Arif Çelebi’nin önemli çabaları ile kurulan Mevlevilik 14. yüzyılın ilk yarısında kuruluş sürecini tamamlamış oldu.

Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde 140’a yakın Mevlevihane bulunuyordu. Mevlevihaneler iki çeşide ayrılıyordu; 1001 günlük eğitim verebilen asithaneler ve eğitim teşkilatı bulunmayan zaviyeler. Merkezi yerlerde bulunan asitanelerin örgütlü yapıları vardı. Asithanelerde 1001 günlük çile dönemi vardı, Mevlevi’lerin bu dönemi geçirdikleri bölümün adı Matbah-ı Şerif’ti.

Mevlana Celalettin Rumi yaşamı boyunca tarikatlara özgü kurallara uymayı reddetse de, oğlunun bir düzene soktuğu Mevlevilik kuralları olan bir tarikat yapısına dönüştü. Mevlevilik’te esas olan tasavvuf eğitiminin amacı insanın kendisini bulması için bir araçtır. Amacı gerçeğe ulaşmak olan insan, tabiatına aykırı yöntemlere başvurarak, bu gerçeğe ulaşabilir. Zikir düşünceyi harekete çevirmek için vardır. İnsanı gerçeğe ulaştıracak esas, Allah aşkıdır. İnsanın amacı Allah’ı bulmak, onun dışındaki her şeyden arınmaktır. Allah’ın varlığı tek gerçektir. Allah’ı gerçek anlamda tanıyamamış kullar, maddiyatın esiri olurlar. Bu esaretten insanı kurtaracak olan da Allah aşkıdır.

Mevlana’nın felsefesi tüm dünyaya yayılan ve hemen hemen herkese ulaşan bir İslam düşüncesi olmayı başardı. Mevlana’nın kaynağı Kur’an-ı Kerim’di. O Allah aşkını edebi anlamda büyük bir başarı ile anlattı. Yazdığı “Mesnevi” şu ana kadar 26 dilde yayımlandı. Çağrısının özünde bulunan sevgi, eserleri ile karşılaşan tüm insanları etkiledi. Onun felsefesi varlık birliğini savundu. Ona göre yeryüzündeki her canlı yaradanın bir parçasıdır. Bu felsefesi “Vahdet’i Vücut” olarak bilindi. Mevlana her türlü kısıtlamanın ve kuralın karşısında yer aldı. Onun asıl meselesi insandı. Onun felsefesi edep, vefa, sabır, eğitim gibi kavramların gerçek anlamlarını keşfetmek ve insanlara bu anlamı keşfettirmekti. Onun için doğruya giden yol Allah aşkından geçiyordu.

“Mesnevi”sinde yer alan gazeller tüm dünyanın değer verdiği ve tekrar ettiği gazeller oldu:

“Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.”, “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.” Onun unutulmaz dizeleri arasında yerlerini aldılar.

Mevlana Celaleddin Rumi’nin ölerek en büyük aşkı yaradanına kavuştuğu gün “düğün gecesi” olarak adlandırılıyor. Her yıl Şeb-i Aruz yıl dönümleri coşkuyla kutlanıyor. Ölüm onun için aslına dönmek anlamına geliyordu, bu yüzden üzülecek değil tam tersine mutlu olunacak bir gündü. Bugün hoşgörünün en büyük temsilcisi olarak dünyaya yayılan Mevlana’nın türbesi Konya’da bulunuyor. Her yıl türbesi yurt içinden ve yurt dışından misafirler tarafından ziyaret ediliyor.