Mimar Sinan Eseri; Piyale Paşa Camii

ID 142921618 © Yilmaz Savas Kandag | Dreamstime.com
ID 142921618 © Yilmaz Savas Kandag | Dreamstime.com

Kasımpaşa’da bulunan Piyale Paşa Camii, Mimar Sinan’ın tarihe iz bıraktığı eserlerinden biri. Osmanlı İmparatorluğu döneminde bıraktığı eserlerle önemli bir yere sahip olan mimarın eserleri Selçuklu Dönemi’ne kadar geriye gidiyor.

Mimar Sinan döneminin başarılı mimarı olarak devletin içinde önemli bir yere sahipti. O zamanın önemli bir makamı olan Hassa Mimar görevindeydi. Yarım yüzyıl boyunca da bu makamda kalarak, Osmanlı İmparatorluğu için sayısız esere imza attı.

Mimar Sinan, 1521 yılında yeniçeri ocağına katıldı, böylece Osmanlı İmparatorluğu’nun pek çok noktasında bulundu. Bu durum onun farklı medeniyetlere ait kültürleri yakından incelemesini sağladı.

Erken yaşta marangozluk öğrenen Mimar Sinan, mimarlık ve mühendislik alanlarında da kendini geliştirdi. Mimar Sinan’ın en büyük özelliği azmi ve çalışkanlığı oldu. Durmadan yenilikler aradı.

Piyale Paşa Camii’de özgün yapısı ile bugün hala ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor. Kasımpaşa’da Piyalepaşa Bulvarı’nda bulunan cami, 1574 yılında inşa edildi. Caminin ilk özelliği uzaktan bakıldığında gemiyi hatırlatması.

Caminin dış görünümünde, inşa edildiği dönemin Osmanlı mimarisine egemen olan  yaklaşıma ters düşen bir görünüm olmasına karşılık içeride son derecede aydınlık, ferah ve yekpare bir ibadet mekanı karşımıza çıkıyor.

Mimar Sinan’ın böyle bir gönderme yapma sebebinin Piyale Paşa’nın denizci olması olduğu düşünülüyor. Piyale Paşa, Kanuni Sultan Süleyman Han döneminde 14 yıl Kaptan-ı Deryalık yapmış ve önemli başarılara imza atmış kıymetli bir denizci aynı zamanda II. Selim’in de damadı. Aynı zamanda askeri stratejisi ve güçlü komuta becerileriyle biliniyor. Piyale Paşa’nın türbesi de camide bulunuyor.

Kuzeyden güneye doğru alçalan eğimden dolayı caminin kıble duvarı bir istinat duvarı niteliği taşıyor ve arsayı aralarında 2,50 metrelik kot farkı bulunan iki kademeye ayırıyor.

Piyale Paşa Camii yapıldığında çevresinde bulunan medrese, tekke, türbe, hazire, sıbyan mektebi, sebil, çarşı ve hamamdan oluşan bölümleri günümüze ulaşamamıştır. Dikdörtgen biçimindeki cami, dokuz metre çapında altı kubbeyle örtülü. Normalde taç kapının bulunması gereken mihrap ekseninde, tek şerefeli minare bulunur.

Camiye ön cephede bulunan iki kapıdan girilebilir. Daha önce dört kapı olduğu tahmin ediliyor ancak şu anda sadece iki tane kapı bulunuyor. Kapıların üzerinde hat ile yazılmış kitabeler bulunuyor. Bu kitabelerin birinde Zümer Suresi’nin 73. Ayeti olan “ Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da gruplar halinde cennete sevkedilecek. Nihayet oraya vardıklarında cennetin kapıları açılmış olacak; bekçileri onlara, “Selâm size! Hoş geldiniz! Ebedi olarak kalmak üzere buyurun girin cennete!” diyecek.” yazmakta.

Diğer kapıdaki kitabede ise “ Onlar, meleklerin, “Selam size; yaptıklarınıza karşılık girin cennete!” diyerek mutluluk içinde ruhlarını teslim alacağı kimselerdir.” ( Nahl Suresi, 32. Ayet) yazmaktadır.

Yapının görkemini düşünürsek girişinin sadeliğini fark ederiz. Mimar Sinan inceliğini iç kısıma saklar. Kubbeyi taşıyan kemerlerin üzengi hizasında, lacivert zemin üzerine beyaz renkli celi sülüs harflerden oluşan ayet kuşağı yer alır. Burada yer alan sure Cuma Suresi’dir. M. Baha Tanman’ın verdiği bilgilere göre bu sureyi yazan Karahisari’nin manevi oğlu ve öğrencisi Hasan Çelebi’dir.

İznik menşeli, bitkisel motifli çini süslemeleriyle dikkat çeken mihrabına nazaran mermer minberi sadedir. Caminin içinde kıble yönünde bir levha daha bulunuyor. Eserin sahibinin adı silinmiş ama levhada Hud Suresi’nden 112. Ayet yer alıyor. “ Senin yanında hak yola dönenlerle birlikte, sana buyurulduğu gibi dosdoğru ol! Siz de azıp sapmayın. Allah, yaptıklarınızı çok iyi görmektedir.”

Bugün kalabalık bir camaati bulunmayan bu özel camiyi ziyaret ederek hem ibadet edebilir hem de tarihi bir yolculuğa çıkabilirsiniz.