Modernizmin En Büyük İhtiyacı; Merhamet

Yaşam Demet Demriok 28-May-2020
kawin-harasai-2Ev2aUB8NJI-unsplash
Fotoğraf: Kawin Harasai-Unsplash

İnsanlık, merhamet eksikliğinden can çekişiyor. Çevre kirlenmesi, yoksulluk, önyargı, şiddet ve savaşlar. Merhamet içimizde bir yerlerde sönmeye yüz tutmuş insanlık kandilini yeniden tutuşturan ve bizi insanlığımıza geri çağıran bir duygu. Merhamet, senin mutluluğun olmazsa benim de mutlu olamayacağımın bilgisidir. Sadece kendi refahına odaklanmış insanların erişemeyeceği bir bağış, bir ödüldür.

Günümüzde, hayata dair kullanılan en yaygın ifadelerden birisi “hız çağında” yaşıyor oluşumuz. Her şey öylesine hızlı akıyor ki insan kendisiyle yüzleşmeye, varlığı, hakikati, manayı tefekkür etmeye vakit bulamıyor. Bir anda tüm dünyanın gündemini değiştiren ve neredeyse çarkları durma noktasına getiren bir virüs, hayatı yavaşlatarak insanın kendisini ve çevresini fark etmesine de kapı araladı. İnsanlık öncelikle neyi kaybettiğini hatırlamak ve dünyayı bu duruma sürükleyen gerçek sebepleri bulmak zorundadır.

Yaşadığımız çağda, yeryüzünün büyük siyasi, iktisadi ve toplumsal krizlerle boğuştuğunu; bir yanda alabildiğine israf, bencillik ve doyumsuzluk yaşanırken diğer yanda dünya nüfusunun yarıdan fazlasının açlık, yoksulluk, sefalet ve sosyal problemlerin pençesinde bir hayata mahkum edildiğini; savaşlar, terör örgütleri, göçler ve salgın hastalıklarla milyonlarca insanın kan, gözyaşı ve umutsuzlukla kuşatıldığını; çevresinde olan biteni fark etme yeteneği olan herkes bilmektedir. Ama bütün bunlar, gezegenimizde “neler” yaşandığına dair tablolardır. Oysa asıl önemli olan ve daha iyi bir geleceğe katkı sunacak şey ise bütün bunların “neden” yaşandığını ortaya koymaktır. Çünkü istenmeyen ve ıstırap veren bir durumda önemli olan, sebepleri doğru tespit ederek gerçekçi bir teşhis ve uygun bir reçete ile tedaviye başlamaktır.

Bu bağlamda, dünyanın ve insanlığın yaşadığı bunalımların, felaket ve trajedilerin en ciddi sebeplerinden birisi; insani değerlerin, fıtratın yozlaşmasıdır. Modernizm, insanın Allah’la irtibatını yok saymıştır. Böylece insan yeryüzündeki asli kimliğini ve Rabbine karşı sorumluluk ve hesap verme bilincini kaybetmiştir. İnsanın huzur, güven ve refahı, tamamen teknolojinin, ekonominin ve iletişimin gelişmesine endekslenmiş, merhamet merkezli değerler ideal insan tasavvurunun dışında bırakılmıştır.  Oysaki insan; halife kılınan (Bakara Suresi, 30.Ayet), yeryüzünde iyilik ve merhametin egemen olması ve kötülüğün ortadan kalkması görevini bir emanet olarak yüklenen şerefli bir varlıktır (Al-i İmran Suresi, 104. Ayet). Bu anlamda insanın felaketi, kalbinden merhametin silinmesidir.

İslam’ın ortaya koyduğu merhamet anlayışında, kişinin ahlak seviyesi zayıflara ve güçsüzlere karşı tavrıyla ölçülür. İslam medeniyeti, mal mülk konusunda yarışan değil, yardımlaşan; sadece nefsini önemseyen değil kendinden önce başkasını düşünen bir ahlakı egemen kılmıştır. Korktuklarından emin olma ve huzuru yaşama arzusunda olanlar için Allah’ın gösterdiği hedef, tüm sosyal ilişkileri merhamet ve paylaşma üzerine tesis etmektir.

İnsana hayat veren, onu ayakta tutan güç, paradan, eşyadan, teknolojiden önce merhamettir. Bu unsurlar ancak merhamet zemininde kaldığında insanlığın iyiliğine hizmet etmekte, merhamet olmayınca ekonomi, eşya, teknoloji bir baskı, zulüm ve işkence mekanizmasına dönüşmektedir. Küresel bir şaşkınlık ve arayışın öne çıktığı günümüzde, yine küresel bir bilinçle insani değerlere dönüş için çok önemli bir fırsata çevrilebilir. Zor zamanlar, merhamet sınavının verildiği dönemlerdir; gerçek kişilik ve ahlakın ortaya çıktığı süreçlerdir.

İnsanlık bugün birey, toplum, ekonomi, teknoloji ve doğayla ilişkisinde sorumluluk, merhamet ve güzel ahlakı yok saymanın bedelini ödemektedir. Merhamete dayalı bir dünya inşa edilemez ise ortaya konulan hiçbir dünya modelinin huzur ve güven getirmeyeceğinin idrak edilmesi zorunludur. Tam da şimdi tüm insanlığı tehdit eden bir salgından korunmak için bütün fiziki tedbirleri alırken daha güvenli, anlamlı ve güzel bir geleceğin inşası için başta merhamet olmak üzere bütün insani erdemleri kuşanmak vazgeçilemez bir sorumluluktur.