Müminlerin Annesi Hz. Hatice

ID 161070852 © LidiaLydia | Dreamstime.com
ID 161070852 © LidiaLydia | Dreamstime.com

Hz. Hatice, Peygamberimizin ilk eşi, aynı zamanda kendisine ve İslam’a inanların da ilkiydi. Hatice annemiz, müşriklerin zulmü karşısında Efendimizi hiç yalnız bırakmadı. Kendisinden sonra gelecek olan tüm mümin kadınlara, İslam’ı yaşama ve sahip çıkma anlamında öncü olmuştur.

Miladi olarak 556 senesinde Mekke’de doğmuştur. Babasının adı Huveylid annesinin adı ise Fatıma’dır. Hz. Hatice (r.a) soylu bir aileye sahiptir. Babası tarafından Kusay soyuna, annesi tarafından ise Lüey soyuna dayanarak soyları Peygamberimiz (s.a.v) ile birleşmektedir. İslam ile şereflenmeden önce de iffeti ile bilinen bir kadındır. Hatice (r.a), İslamiyet öncesinde iki evlilik yapmış iki eşi de vefat etmiştir.

Eşlerinin ölümünün ardından birçok kişi Hz. Hatice ile evlenmek istemiş fakat o teklifleri geri çevirmiştir. Hatice (r.a) oldukça yüce gönüllü ve ahlaklı bir kadın olarak güvendiği kişiler ile ticaret yapan, büyük kervan sahibi bir kadındı. Güvenilir kişiliği ile tanınan ve saygı duyulan Muhammed (s.a.v) ile tanışarak ticaret konusunda anlaşma yaptı. Kölesi Meysere’yi, Muhammed (s.a.v.) ile Şam’daki sefere gönderdi. Meysere, sefer sırasında Peygamberimizin hal ve tavırlarını anlattı. Peygamber Efendimizin üstün insani özelliklere sahip olduğunu gören Hatice (r.a), yakın arkadaşının aracılığıyla evlenme teklifini Muhammed (s.a.v)’e iletti. Sevgili Peygamberimiz, teklifi amcaları Ebubekir ve Hamza ile paylaşarak onaylarını aldı. Hatice (r.a) kırk yaşındayken Muhammed (s.a.v) ise yirmi beş yaşındayken evlendiler.

Evliliğin ardından Hz. Hatice, tüm servetini ve ticaretini Muhammed (s.a.v)’in idaresine bıraktı. Hatice (r.a), bir peygamber eşi olmanın ne kadar kıymetli olduğunu bilerek hareket etmiş; her zaman sevecen, hürmetkar, nazik olmuştur. İffetiyle ‘Tahire’ lakabıyla tanınan Hz. Hatice, İslamiyet’ten sonra “Hatice’tül Kübra” olarak anılmaya başlandı.  Kendisini Cahiliye döneminde bile muhafaza etmiş, asil ve faziletli bir hanımefendiydi. Peygamber Efendimiz ile evlendikten sonra tüm servetini İslam’ın yayılması için feda ederek, mütevazi bir hayatı tercih etmiştir.

Peygamberlik gelmeden önce Hz. Muhammed’in şehirden uzakta, özellikle Hira’da tefekkür yoluyla ibadet günlerde Hatice annemiz onunla hep meşgul olmuş eve dönmesi geciktiği zaman hizmetkarları vasıtasıyla ona ulaşmıştı. İlk vahiy geldiğinde Hira’dan dönünce “Bana neler oluyor Hatice? Endişe ediyorum kendimden.” diyerek hastalanıp yatağa düşen Peygamber Efendimizi, Hz. Hatice şu sözlerle teselli etti: “Yemin ederim ki Allah hiçbir zaman seni utandırıp üzmez. Çünkü Sen akrabanı gözetirsin, doğru konuşursun, zayıfların elinden tutarsın, yoksulları kayırırsın misafirleri ağırlarsın, haksızlığa uğrayan kimselere yardım edersin.”

Hatice annemiz müşriklerin zulmü karşısında Efendimizi hiç yalnız bırakmadı. İlk Müslümanlar, kızgın kumlara sıkışıp boykota maruz kaldıklarında Hz. Hatice onlar için bütün servetini harcadı. Üç yıl süren ambargo sona erdiğinde takati kesildi, hastalanarak yatağa düştü. Efendimizin kolları arasında ebedi hayata göçtü.

Hayat arkadaşını, dostunu, sırdaşını her zaman özlemle anan Sevgili Peygamberimiz; “Herkes beni inkar ettiğinde Hatice bana inandı. Çevremdekiler “Yalan söylüyorsun!” dediklerinde O, “Doğru söylüyorsun! Asla çekinme!” dedi. İnsanlar maddi varlıklarını köşe bucak saklarken O ise servetini önüme döktü. Dünyada bir başıma kaldığım günlerde ‘üzülme, zamanla zorlukların yerini kolaylıklar alacak’ dedi. Allah bana onun vesilesiyle evlatlar lütfetti. Ben Hatice’yi bunun için unutmuyorum.” ifadesinde de olduğu gibi Hatice annemize olan bağlılığını sık sık dile getirirdi.

Ebediyete intikalinin ardından, Hacun Kabristanı’na defnedilen Hatice annemizin, Hicret’ten dört yıl önce vefat ettiği söylenmektedir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından Hz. Hatice’nin kabri üzerinde yaptırılan türbe, Mekke’nin Suud yönetimine geçmesi üzerine diğer türbelerle birlikte 1926 yılında yıktırılmıştır.