Müslüman Yemek Kültürü İzinden Gidiyoruz

Photo 92674809 © Irina Lepneva - Dreamstime.com

Müslüman yemek kültürü zengin ve kadim bir değere sahiptir. İslam öncesi dönemde ve İslamiyet’in ilk yıllarında Arap toplumlarında evlerde müstakil bir mutfak bulunmuyordu. O dönemde evlerde müstakil ocaklar bulunduğunu biliyoruz. Çadırda yaşayan Araplar yemeği çadırın dışında pişirmeyi tercih ediyorlardı.

O dönemde ekmek yapımı evlerdeydi. Bu sebeple her evin kendi taş değirmeni vardı. Ekmek o zaman da temel gıda maddesiydi. Taş değirmenin olmadığı evlerde sert ağaç gövdesinden ahşap havanlar bulunuyordu.

Tabak, çanak, bardak, tencere, elek, süzgeç, kepçe, spatula, tepsi, tava ve benzeri malzemelerin tamamına rastlamak mümkündü. O zaman bu gereçler malzeme ve görünüm olarak bugünkünden farklılıklar gösteriyordu. Bu gereçler genelde ağaçtan, taştan ve topraktan yapılıyordu. O dönemde cam bardak ve kaşık kullanıldığına dair kayıtlar bulunmuyor.

Mutfak kültürünün en önemli özelliklerinden biri de ikramdı. Rüzgarın esmesi bereket olarak algılandığı için, rüzgar estiği günlerde davet vermek önemliydi. Hac için Mekke’ye gelenlere mutlaka ikramda bulunuluyordu. Bu yapılan ikrama rifade denilirdi. Genelde hurma, kuru hububat ve diğer gıdalardan oluşan rifade, dört halife devrinin sonuna kadar devam etti.

Müslüman yemek kültürü nasıldır?

Türklerde ve Arap coğrafyasında ölüm, düğün, bayram, ramazan, kandil gibi dini ve kültürel günlerde yemeğin önemli bir rolü vardı. İslamiyet’in kabulünün  de etkisiyle  İran  ve Arap  mutfak  kültürlerine  ait  pek çok öğe Türk  mutfağına dahil oldu.

Özellikle Osmanlı mutfağındaki pek çok yemek ve malzeme isimlerinin Arapça ve Farsça olması da bu durumu açıklar. Anadolu’ya gelen Türklerin et  ağırlıklı  mutfağı ile yöresel Anadolu mutfakları süreç içinde birbirleriyle kaynaşmıştır. Arap, Fars, Kuzey Afrika, Balkanlar, Ege Adaları, Kuzey Karadeniz, Kafkasya,  Avrupa  ve  Anadolu coğrafyalarından  beslenen Türk Mutfağının, aslında bir “füzyon mutfak” özelliği taşıdığı ve belki de hiçbir mutfak kültüründe olmayan  zenginlik,  çeşitlilik ve ihtişama sahip  olduğu söylenebilir.

Kadim Arap mutfağı

Arap mutfağının bir ucu Atlas Okyanusu ile komşusu olan Fas, diğer ucu doğuda Hint Okyanusu ile sınırı olan Umman, kuzeyde Suriye ve güneyde Sudan’a kadar  uzanan geniş bir coğrafyanın kültürü.

Arap Yarımadası’nın  iklim ve doğal koşulları, önceleri bu bölgede güçlü bir mutfak kültürünün gelişmesine olanak tanımamış, zamanla Arap toplumlarının geniş  bir  coğrafyaya  yayılması ve farklı kültürlerle etkileşime geçmesi ile Arap yemek  kültürü  zenginleşti.

Orta  Çağ İslam mutfağında altın ve gümüş kaplar yerine sırlı kaplar kullanıldı. Metal, söğüt ağacı, hasır şiş, bakır kase, huni, bileyici, kevgir ve balta gibi malzemeler de mutfaklarda yer aldı. Ayrıca mayalı çeşniler ve baharat karışımları da İslam mutfağının temelini oluşturdu. Yemekler ahşap masa ya da yere serilmiş örtü üzerinde yeniyordu. Pişirme yöntemleri arasında bir taşım kaynatma yaygındı.

Peygamber Efendimizin en sevdiği söylenen tharid, öğütülmüş ekmek üzerine dökülen bir et suyundan oluşan özünde bir  Arap yemeğiydi. Basit ve genel olan tharid, pek çok biçimde ve farklı isimler altında İslam mutfağında yer almaya devam etti. Anadolu’da lavaş üzerine suda haşlanmış kuzu eti olan tirit, Arap Dünyası’nda ise farklı isimler aldı.

Mısır’da ve Levant Bölgesi’nde yaygın olan tharid galeta unu içiriyordu ve sıklıkla koyun ve kuzunun ayağı veya işkembesinden yapılıyordu. Ekmeğin üzerine çoğunlukla  yoğurt, pirinç ve bazen de sirke ekleniyoru. Irak’ta pirinç ve yoğurttan yapılan şekline tashrib adı veriliyordu. Kısaca bu bir çeşit ekmek ıslatmaydı. Kelimeler ve malzemeler çeşitli yollarla değişse de bu ekmeği ıslatarak yeme geleneği devam etti. Yüzyıllar içinde gelişen mutfak kültürü geçmişinden beslenmeye devam etti.