Ölünün arkasından yas tutmak üzerine…

Toplum İpek Atacan
oturan başörtülü kadın
Paop-Dreamstime

İslami bakımdan ölünün ardından yas tutmak nasıl olmalıdır sorusu zaman zaman akıllara gelir. Çünkü bir yakının ardından aşırı şekilde ağlayan, aylarca belki de yıllarca yas tutan insanlarla karşılaşmak mümkün. Bu bakımdan, öncelikle yas tutmak kavramının ne olduğunun ve kişiye verebileceği zararların neler olduğunu öğrenmekte fayda vardır.

Ne şekilde ifade edilebilir?

Kayıp ve ardından oluşan yas süreci, klinik açıdan da ele alınan bir durumdur. Buralarda bahsi geçtiği üzere kaybın yaşandığı ilk anlarda meydana gelen şok durumunun yönetilmesi, aynı zamanda yas sürecini de belirler. Bu bakımdan kişinin olayı inkar etmesi ya da kabullenmesi belirleyici noktadır.

Yas tutma sürecinde olayın tarafı olan kişi; üzgün, kızgın ve öfkeli hissedebilir. Bu duygu durumlarının şiddeti ve süresi de kişiden kişiye göre değişiklik gösterebilir. Kişi, ölümü ve kaybı kabullenip kendine süre verdiği müddetçe olayın sıcaklığı zaman içerisinde azalmaya başlar.

Öte yandan kontrol altına alınamayan öfke yüzünden çevredeki diğer insanlar da negatif etkilenebilir. Aşırıya kaçma durumundaysa kişi Allah’a isyan edebilir hatta küfre girebilir. Bu bakımdan ölünün arkasından yas tutmak hassasiyetle yaklaşılması gereken bir konudur.

İslami açıdan ölünün arkasından yas tutmak ne şekilde olmalı?

Yas kavramı, dünyanın pek çok yerinde toplumsal anlamda kabul edilmiş bir olgudur. Ancak işin dini boyuna inildiğinde sahih kaynaklarda yas tutmanın caiz olduğu yönünde herhangi bir bilgiye ulaşılması mümkün değildir. Bunun tam zıttı şekilde dinimiz Müslümanlara acılarını da sevinçlerini de ölçülü yaşamalarını tembih eder. Konuyla alakalı Ebu Seleme’nin kızı olan Hz. Zeynep şöyle anlatmışlardır:

“Resulullahın zevcesi Ümmü Habibe validemizin babası ölünce başsağlığı dilemek için yanına gittiğim zaman dedi ki: ‘Resulullahın, (Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, ölen yakını için üç günden fazla yas tutması helal değildir) dediğini duydum.” Cahş kızı Zeynebin kardeşi şehit olunca, o da aynı şeyleri söyledi.” (Buhari)

Buradan da anlaşılacağı üzere Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed yas sürecini çok uzun tutmamak gerektiği yönünde bir tavsiyede bulunmuştur. Başka hadisi şeriflerdeyse ölen kimsenin ardından bağırarak ağlamanın ona azap verdiği şeklinde detaylarla karşılaşılması mümkündür.

Farklı kültürlerde matem nasıl yaşanır?

Matem kavramı, yas tutmakla benzer anlamda kullanılan bir kelimedir ve genellikle ölüm karşısında duyulan derin üzüntüyü ifade etmek amacıyla kullanılır. Eski Türk toplumlarının yas sürecini büyük bir oranda dışa vurarak yaşadıkları devlet kaynaklarında yer alan bir konudur. Buna göre, bağırarak ağlandığı ya da elbiselerin yırtıldığına dair Çin kaynaklarına ulaşılması mümkündür.

Matemini ağır yaşan pek çok toplum vardır ve bunlar farklı şekillerde dışa vurum gösterirler. Ancak ortak bir sonuca ulaşılması gerektiğinde uzun ya da kısa olmasından bağımsız olarak kişinin hissettiği acı, zaman içerisinde hafifleme eğilimindedir.

Sonuç olarak; anne, baba, eş, evlat ya da arkadaş kaybı insanın en zorlu sınavlarından biridir. Dolayısıyla; üzüntü, öfke ve kızgınlık gibi karmaşık duyguların hissedilmesi normaldir. Burada önemli olan yas sürecinin ne kadar kontrol altında tutulduğudur. İsyan etmek, küfre girecek işler yapmak ve buna benzer hislerle hareket etmek ancak kişiye zarar verir.

Bunların ölen kimseye bir faydası olmadığı gibi, hadislerde de geçtiği üzere azap duyulmasına neden olabilir. Bu sınavla karşılaşan Müslümana düşen en büyük vazife her şeyin Allah’tan geldiğini bilmek ve buna göre davranmaktır.