Oruç ile Bedenimiz ve Ruhumuz Dinlensin

indonesia-bertauhid-ocEpT2tKX5c-unsplash
Fotoğraf: Indonesia Bertauhid-Unspalsh

Ramazan geldi, hoş geldi! Müslümanlar’ın kendilerini ibadete verdikleri, dünya zevklerini yaşamaktan çok içlerine ve Allah’a döndükleri bir ay bizleri bekliyor. Oruç tutabilenler kadar tutamayanlar da bu huzurlu ayda daha hoşgörülü ve dingin bir zaman dilimi geçiriyorlar.

Ramazan’la birlikte uyku ve yemek düzeninde değişiklikler meydana geliyor. Tutanlar kadar tutmayanlar da ev halkının, iş yerinin bu yeni düzenine adapte oluyorlar. Beden ve ruh normalde yaşadığından farklı bir aya hazırlanıyor. Ramazanı hakkıyla yaşamak için nasıl hazırlanmalıyız? Bu ayın en büyük anlamı, ulaşabilecek imkanları olan kulların, Allah sevgisi için nimetlerden feragat etmesi anlamına geliyor. Buradaki maneviyat oldukça yüksek. Toplumun bir kesiminde sorulduğu gibi “Susamıyor musun?” kadar basite indirgenecek bir ibadet değil.

Yaşamın bize sunduklarının değerini anlamak için Allah’ın rızası adına bir vazgeçiş söz konusu olan. Burada kişinin tuttuğu orucun manevi anlamını kavraması oldukça önemli. Bu yaşanan süreci bir mahrumiyet olarak görmeden, bir sabır ibadeti olduğunu ve alınacak derslerin neler olduğunu düşünmek ve okumak gerekiyor. İradenin zihni yönetmek olduğu ve bunu başarabileceğimizi idrak etmek adına düşünsel bir sürecin içinde olacağız.

“Hiçbiriniz, oruçlu olduğu gün çirkin söz söylemesin ve kimse ile çekişmesin. Eğer biri kendisine söver veya çatarsa, ‘Ben oruçluyum’ desin” (Buhari, Savm 9) Bu hadis, Ramazan ayının manevi sürecini bilmek ve ona göre davranmak adına çok kıymetli.

“Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terk etmezse,  Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez.” (Buhârî, Savm 8, Edeb 51)

Orucu mümkün olduğunca uykuda geçirmemenin önemi var. Evlerde olduğumuz bugünlerde oruç tutarken, vaktinizin çoğunluğunu uykuda geçirmeyerek yapacağınız işleri planlayabilirsiniz. Kur’an-ı Kerim okumak, ev işleri, kendinizi geliştirebileceğiniz diğer yayınları okumak, hobilerinizi yapmaya devem etmek, verimli zaman geçirmek için önemli.

Midemizin aç kalması, düşüncelerimizi olumlu olanlara yönlendirmemiz, kötülükten uzak durmamız kalbin aydınlanmasına yarar.  Kendimize çeki düzen verdiğimiz bu ay, işlerimizde ve kişisel ilişkilerimizde doğru olanı yapmakla yükümlü olmamız anlamına da geliyor. Bu sürece girmeden karşınıza çıkabilecek sorunları gözden geçirerek, başınıza geldiğinde nasıl davranacağınızla ilgili plan yapabilirsiniz.

Bu güzel ayda okumak için dini kitaplar edinebilirsiniz. Normalde zaman ayıramadığınız ve merak ettiğiniz dini konuları araştırmak için şansınız olacak.

Beslenme de Ramazan ayının bir diğer önemli konusu. Oruca başlamadan önce sıvı alımını artırmakta fayda var. Bol su içmek uzmanların her zaman önerdiği bir konu. Evlere Ramazan alışverişi yapılacak, bu alışverişi normalde olduğundan daha farklı şekilde yapmamakta fayda var. İmkanımız olduğu için her çeşit nimeti tüketme ayı değil gelen tam tersine olanla yetinme ve şükretme ayı.

Ramazan sofralarını mümkün olduğunca sade tutmak, ağır ve yağlı yemeklerden kaçınmak önemli. Ruhumuzu hafifletirken aynı paralel de bedenimizi de hafifleteceğiz. Bütün gün yemek yemediğinizi düşünerek abartıya kaçmayın, aslında ihtiyacımız olandan daha fazla tüketim içinde olduğumuzu anlamak için de iyi bir dönem.

Peygamberimiz her zaman az yemekten yana olduğunu pek çok kez dile getirmiştir. Bedenimiz bize bir emanettir, ona emanet olduğunu unutmadan bakmak gerekir.

Peygamberimizin nasıl yemek yememiz gerektiği ile ilgili sözüne de burada yer vermek isteriz:

“Hiçbir insan midesinden daha tehlikeli bir kap doldurmamıştır. Halbuki kişiye, kendisini ayakta tutacak bir kaç lokma yeter. Şayet bir kimsenin mutlaka çok yemesi gerekiyorsa, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe, üçte birini de nefesine ayırsın!” (Tirmizi, Zühd, 47)