Osmanlı’da külhanbeyleri kimlere denirdi?

Kültür Contributor
Osmanlı'da külhanbeyleri
İllüstrasyon: Emirsimsek-Dreamstime.com

Günlük hayatımızda sert tavırlı aykırı insanları tanımlamak için kullandığımız külhanbeyi benzetmesine karşılık gelen Osmanlı’da külhanbeyleri hikayesi dikkat çekicidir. Gerçek külhanbeylerinin hikayesi hakkında yeterli tarihi kaynak olmasa da bazı seyahatnamelerde ve romanlardaki anlatımlardan külhanbeylerinin kim oldukları ve nasıl yaşadıkları hakkında bilgi sağlanabilmiştir.

Osmanlı’da külhanbeyleri kimlerdi?

Kayıtlara göre Osmanlı Devleti zamanında hamamların külhan yani ateş ocağı bölümünde yaşayan evsiz, kimsesiz kişilere külhanbeyi denirdi. Sığınılacak en sıcak yer olan külhanlar, kimsesiz çocukların, evsiz kişilerin sığınağı olmuştu. İstanbul’da bu kimsesiz kişilerin bir araya gelerek bir gurup oluşturdukları en eski yerse Gedikpaşa hamamının külhanı olmuştu. Giderek yaygınlaşan diğer hamam külhanları içinde Gedikpaşa hamamı hiyerarşik düzende ilk sırada yer alırdı. Öyle ki diğer hamam külhanbeyleri arasında çıkacak anlaşmazlıklarda Gedikpaşa külhanbaşına başvurulur ve onun verdiği karar kanun sayılırdı.

Kuralları nelerdi?

Külhana sığınanların ana babasız kimsesiz olması, dışarıda hiç kimseyle bir bağının olmaması kabul kuralıydı. On bir ila on beş yaş arası kimsesiz çocuklar, hamam külhanında her on kişiden sorumlu olan ve destebaşı olarak bilinen sorumlular tarafından bir çeşit imtihana tutulurlardı. İlk imtihan çocukların külhana kabul edilecekleri ilk gün çarşı pazardan erzak toplamaları, bu erzakla pişecek akşam yemeğini tedarik etmeleriydi.

Pişirilen akşam yemeğinden o gece yeni katılan çocuklar yemez, yemek yiyenlere su servisi yaparlardı. Yemek töreninden sonra külhana yeni katılan iki çocuğa genişçe bir gömlek giydirilir, artık kardeş oldukları, ayrı gayrılarının olmadığı, ben kelimesinin yasak olduğunu anlatan bir şiir destebaşı tarafından okunurdu. Bu gömlek sağ kol bir çocuğa sol kol diğer çocuğa geçirilmiş, sadece baş kısımlarının çift göründüğü tek bir gömlekti ve o gece çocuklar bu gömlek içinde uyurlardı.

Külhana kabul edilen çocuklar hamamın külhanına kütükleri taşımada ve ocaktan çıkan külleri temizlemede yardım ederdi. Kurallar arasında külhan dışında kadınlara çocuklara yardım etmek, Yahudi esnafa hiçbir şekilde bulaşmamak, gezici esnafa da ilişmemek gibi kuralları vardı.

Geçim kaynakları nelerdi?

Külhanbeyleri eğitimsiz olduklarından genelde ayak işleri başlıca geçim kaynaklarıydı. Bunların başında büyük meydan süpürgeleriyle çamurları süpürüp bahşiş toplamaktı. Bu nedenle külhanbeyi argosunda çamur, yemek anlamında kullanılırdı. Yetişkin yaşta olan külhanbeylerinden kendilerini yetiştirebilenler cami müezzinlerine yardım eder, kimi zaman camide Kur’an ya da ezan okuması yaparlardı.

Yetişkin külhanbeylerinin büyük çoğunluğuysa Osmanlıda yangın ekibi olan Tulumbacılara katılıp yangınlardaki yardımlarından üç beş kuruş kazanırlardı. Genelde kimsesiz büyümelerinin verdiği hırçınlıkla aşırı davranışları olan külhanbeyleri, kendilerini toplum içinde saydırmak için sıra dışı bu tavrı benimsemiş gibi gözükmekteydiler. Kendilerine ait bir dil gibi gözüken alaycı iğneleyici argo lisan bunun en tipik örneğiydi.

Genel görüntü olarak Külhanbeyleri İstanbul sokaklarında yardıma ihtiyaç duyanlara yardım eder, zenginlerden haraç alırlardı. Fakat toplum tarafından dışlanıp geçim kaynaklarına ulaşmada zorlukla karşılaşınca çoğu kez zor kullanma yoluna gitmekteydiler.

Giyim tarzları nasıldı?

Külhanbeyleri it adımı denilen bir tarzda yürürler, bellerine sarmış oldukları şal kuşağının bir ucu yerde olurdu. Bellerinde daima saldırma dedikleri bir bıçak taşırlardı. Başlarını heybetli bir şalla sarar, giydikleri gömlek kolları daima dirseğe kadar sıvanırdı.

Gömlek düğmeleri iliklenmez, göğüs kısmı mutlaka açıkta bırakılırdı. Sinelerini tıraş eder yalnızca iki göğüs arası boşlukta bir tutam kıl bırakır, buna da bir boncuk takıp düğümlerlerdi. Buna da sine perçem derlerdi. Ayakkabıları yumurta topuk tabir edilen kunduralardan olup, tam olarak  giymez arka kısmının üstüne basarlardı.

Ne zaman sona erdi?

Kayıtlara göre Sultan 3. Selim’in 1789 tarihli hatt-ı hümayununda külhani çocukların külhanlara sokulmaması, bu gruplaşmaların bozularak fertlerinin tersanelerde çalıştırılmasını buyurmuştur. Fakat külhanbeylerinin varlığını on dokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde oluşan otorite boşluğunda iyiden iyiye azıtan bir gurup haline gelen külhanbeyleri zamanla yok olup gitmişlerdir.

YAZI: ŞEBNEM CENGİZALP