Osmanlı’da mahalle gelenekleri nasıldı?

Toplum Contributor
Osmanlı'da mahalle gelenekleri
Enes Küp-Unsplash

Şehirlerdeki en küçük, ama en etkili yerleşimleri anlatan mahallelere, Osmanlı’da mahalle gelenekleri penceresinden bakacağız. Zira şehirlerde unutulmaya yüz tutan mahalle kavramının ne kadar önemli olduğu, medeniyetin makineleşmeyle değil insana verilen değerle eş tutulması gerektiğini bu küçücük mahalle penceresinden göreceğiz.

Osmanlı’da mahalle gelenekleri içinde yönetim nasıldı?

Yavuz Sultan Selim zamanında çıkarılan bir kanunnameyle mahallelerde oluşacak her türlü kanunsuzluktan tüm mahalle sorumlu tutulurdu. Bu, mahalle halkının zincirleme şekilde birbirlerine kefilliğini ve bağlılığını getirirdi. Oluşan kanun dışı olaylarda sorumlu bulunamazsa tüm mahalle cezai sorumluluğa tabiydi. Mahalle yönetimi padişah 2. Mahmut dönemine kadar imamlar tarafından yapılmaktaydı. Her mahalleye bir imam bizzat saray tarafından atanır, mahalleliye karşı devleti temsil ederdi. Padişah 2. Mahmut döneminde bu sistem değiştirilerek yerine muhtarlık sistemi getirildi.

Bu bağlayıcı sistem içinde herkes dikkatli davranmak zorundaydı. Bir olay yaşandığında failleri bulmak mahallenin işiydi. Geçler, çocuklar herkes birbirini tanıdığından edep kuralları içinde davranır, aşırılıklara tahammül gösterilmezdi. Fuhşa tevessül edenler mahalleli tarafından imama bildirilir ve mahalleden sürülmesi sağlanırdı. İşte bu, günümüzde olmayan mahalle baskısıydı.

Mahalle gelenekleri nelerdi?

Mahalle geleneklerinde incelik evlere girişte başalardı. O dönem kapılarda iki tokmak bulunuyordu. Biri ince ses diğeriyse kalın ses çıkarırdı. Kapı, ince sesli küçük tokmakla çalınırsa gelenin hanım olduğu, kalın sesli büyük tokmakla çalınıyorsa gelenin erkek olduğu anlaşılırdı. Bu incelik kapı açıldığında kişinin nasıl karşılanacağını belirliyordu. Muhtemeldir ki gelen kişi erkekse baş örtülüp, üste başa çeki düzen verilip kapı açılmaktaydı.

Gürültüden, insanların birbirlerine olan saygısız davranışlardan bunaldığımız bugünlerde, eski yaşamların incelikleri eskilere duyduğumuz özlemin daha da artmasına sebep olmakta. Oysa bir Osmanlı mahallesinde pencereye konulan sarı bir çiçek, o evde hasta olduğuna işaret eder, o ev önünde seyyar satıcı bağırmaz, geçenler yüksek sesle konuşmazlarmış.

Bu mahallelerde çiçeklerle verilen bir diğer mesaj da pencere önüne konulan kırmızı çiçeklermiş. Bu kırmızı çiçekler hem o evde gelinlik yaşa gelmiş kız ya da kızlar olduğunu, hem de geçenlerin edepli geçmesi, küfür etmemeye özen göstermelerini anlatırmış.

Ve günümüzde kaybolmuş geleneklerden biri olan meşhur sadaka taşları… Her mahallenin cami yakınlarında bulunan bu sadaka taşları dilenmekten imtina eden fakirlere umut kapısı olurmuş. Taştan yapılma bu para havuzlarına atılan paralardan her fakir ihtiyacı kadarını alır, sadaka taşları hiç boş kalmazmış. Bu yolla ne veren el gözükür, ne alan el gözükürmüş. İşte bir Müslümana yakışan istemeden verme yüceliğini bu sadaka taşları sağlarmış.

Bir başka mahalle geleneğiyse zimem, yani veresiye defteri sildirmeymiş. Mahallenin zenginleri özellikle Ramazan ayında bakkal manav gibi esnafa gider, kimin olduğuna bakmaksızın zimem defterlerini alır “borçlar silindi, Allah kabul etsin” der çıkarmış. Ne mutlu ki bu yüce gönüllü davranışa az da olsa günümüzde de rastlıyoruz.

Konuk her zaman baştacıydı

Osmanlı geleneklerinde eve gelen misafirlere de aynı incelikte davranıldığını görüyoruz. Eve gelen misafire yapılan kahve ikramı bunların başlangıcı. Çünkü misafire ikram edilen kahve nasıl içildiğine göre ev sahibine bilgi verirmiş. Misafir önce kahveyi içerse tok olduğu, kahveden önce suyu içerse aç olduğu anlaşılır ve ev sahibi tarafından hemen yemek hazırlanırmış. Bu, Osmanlı geleneklerinde gördüğümüz sözsüz ama etkili iletişime en güzel örneklerden biri diyebiliriz.  Ayı şekilde gelen misafirin ayakkabı burunları eve bakar vaziyette konulur, gelen misafire misafirliğinden memnun olunduğu yine gelmesi mesajı verilirmiş.

Bunlar gibi pek çok sözsüz iletişimin zirve noktasında yaşandığı Osmanlı geleneklerinin unutulması, günümüz insanlarının yaşayış şekillerini derinden ve olumsuz şekilde etkilemiştir. Medeniyetin dillere pelesenk olduğu ve bununda Batı dünyasına atfedilerek, teknolojik gelişmelere kölelik evsafında yaşandığı günümüzde, biraz durup düşünme fırsatı verebildiysek ne ala. Osmanlı geleneklerine bu kısacık bakış bile gerçek medeniyetin, insana saygı, merhamet ve vicdanla kurulduğunu göstermekte.

YAZI: ŞEBNEM CENGİZALP