Bana Yalnızlık Sevdirildi Hadisi Anlamı

dreamstime_s_68322961

Bana yalnızlık sevdirildi! Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed, Arabistan Yarımadası’nda cahiliyenin hüküm sürdüğü bir dönemde doğar. Ancak kendisi ne peygamberliğinden önce ne de peygamber olduktan sonra cahiliyenin kötü adetlerine bulaşmaz, putlara da tapmaz.

Hz. Muhammed, putperestliğin anlamsız ve geçersiz bir inanç biçimi olduğuna erken yaşlarda karar verir. Buna karşılık nasıl bir yol izlemesi gerektiği konusunda kendisini çaresiz hisseder. Bu sebeple de kendini dinlemek ve tefekkür edebilmek için zaman zaman yalnız kalmayı tercih eder. Yalnız kaldığı sürelerde de kainatın yaradılışı ve insanın varoluş gayesi gibi konular hakkında düşünür.

Peygamberimiz Hz. Muhammed niçin “Bana yalnızlık sevdirildi…” buyurur? Allahü Teala, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e yalnız kalmayı sevdirmiştir. Bu sayede onu insanlardan ve cahiliye devrinin kirli adetlerinden uzak tutmuştur. Hz. Muhammed de bu konuyu “Bana yalnızlık sevdirildi…” (Buhari) buyurarak açıklamıştır.

Bana yalnızlık sevdirildi hadisinin derin anlamı nedir?

Hira’da inziva: Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in dedesi Abdülmuttalib, Ramazan aylarını Hira’da geçirirdi. Bu bağlamda, torunu da kendisi ile aynı yolu izlemiş ve orta yaşlarında Hira’ya inzivaya çekilmiştir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in tefekkür günlerini geçirdiği mağara Hira’nın zirvesine yakın bir yerdedir.

Hz. Hatice ile olan izdivacı, Hz. Muhammed’i maddi anlamda da rahatlatmıştır. Ayrıca Hz. Hatice, eşine manevi bakımdan da çok destek olmuş ve bazı zamanlarda da mağaraya tırmanarak kendisine yiyecek ulaştırmıştır.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed, Hira’da tefekkür halindeyken zaman içerisinde olağanüstü bazı hallerle karşılaşır. Bu hallerden bazıları gerçekleştiğine şahit olduğu rüyalar görmesi ile birilerinin kendisine selam verdiğini duymasıdır. Onun yaşadığı bu olağanüstü haller aslında manevi anlamda bir gelişim ve ilk vahyin gelişine hazırlanma süresidir.

İlk vahyin gelişi nasıl olmuştur? Allahü Teala’nın emirlerini ya da başka bilgileri peygamberlerine vahiy meleği Cebrail ile ulaştırmasına vahiy denir. İslam inancına göre vahyin gelişi Hz. Adem ile başlayıp, Hz. Muhammed ile sona erer. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e ilk vahyin gelişi ile risalet dönemi başlar.

İnsanlar arasında risalete karşı çıkanlar ve buna inanmayanlar olur. Kur’an-ı Kerim’de bu konuyla alakalı, “Onlara bir ayet geldiğinde (okunduğunda) ‘Allah’ın elçilerine verilenin benzeri bize de verilmedikçe kesinlikle inanmayız’ dediler. Allah, elçiliğini kime vereceğini çok iyi bilir.” (En’am Suresi, 124. Ayet) buyrulur.

Hz. Muhammed’e ilk vahiy iletildiğinde kendisi Hira’da tefekkür halindedir. Bu dönem onun kırklı yaşlarına denk gelir, takvime göre ise 610 senesinin Ramazan ayıdır. Hz. Muhammed’e gelen ilk vahiy şu şekildedir:

“Yaratan rabbinin adıyla oku!” (Alak Suresi, 1. Ayet)

Cebrail aracılığı ile iletilen bu vahiyden sonra Hz. Muhammed, peygamberlik vazifesiyle görevlendirilir.

Tefekkürün İslam inancındaki yeri nedir?

Tefekkür kelime manası ile düşünce ve düşünmek manaları taşır. Bu bakımdan tefekkür, dinimizde önemli kabul edilen bir ibadet biçimidir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Onlar ayakta dururken, otururken, yatarken hep Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: ‘Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, seni tenzih ve takdis ederiz. Bizi cehennem azabından koru!” (Ali İmran Suresi, 191. Ayet)

İlgili ayeti kerimeden de anlaşılacağı üzere kainatı inceleyen ve düşünen kişiler için alınacak ibretler vardır. Bazı din alimleri de bu konuyla ilgili tefekkürün insanı bilgin yaptığı yorumunda bulunur. Öyleyse insan daima tefekkür halinde olmalı, bunu bir ibadet olarak görmeli, Allahü Teala’nın yaratmış olduğu nimetleri fark etmeli ve bunlar için çokça şükretmelidir.