Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in Söz Söylerken ve Hitap Ederken Uyduğu Adap Kuralları

Konuşmak, insanlar arasındaki iletişimin en temel kaynağıdır. Bu beceri sayesinde, duygu ve düşünceler basit bir şekilde karşı tarafa aktarılabilir. İnsanın fıtratında var olan ve büyüdükçe öğrenilen konuşma yeteneği ilk kez Hz. Adem’e verilmiştir. Böylece insan, aklı ve konuşma kabiliyeti ile diğer varlıklardan ayrılmıştır.

Konuşma sırasında seçilen sözcükler ve izlenen tavır, iletişimin sonucunda ulaşılacak noktayı tamamen etkiler. Kişi bu sırada sergilediği duruş sayesinde sağlıklı bir sonuca erişebileceği gibi, bir tartışma ortamı da yaratabilir. Bu bakımdan dinimizde de konuşma ve söz söyleme adabına dikkat çekilir.

Halk ozanı Yunus Emre, “Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı.” der. Bu dizeler herhangi bir söz söylerken dikkatle düşünülmesi gerektiğini basitçe ifade eder. Çünkü insan kelimeleri ile barışı sağlayabilir ya da büyük kaoslar yaratabilir.

İnsan konuştuğundan dini anlamda sorumlu olması: İnsan dini yaşamı boyu yapmış olduğu sözlü ve fiziki tüm eylemlerden sorumludur. Bu bakımdan kişinin ağzından dökülen bir söz onun günaha girmesine sebep olabilir. Bunun aksi durumda da söylenen güzel ve hayırlı bir söz sayesinde sevap kazanılabilir.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’e bir gün en faziletli insanın kim olduğuna dair soru yöneltilir. Kendisi bu soruya cevaben, “Dilinden ve elinden Müslümanların emniyette olduğu kimsedir.” (Buhari) buyurur. Buradan da anlaşılacağı gibi ahiret günü geldiğinde kişinin sorguya çekileceği en büyük amellerden biri de konuşmuş olduğu sözlerdir.

İslam ve konuşma adabı: Doğruyu söylemek, yumuşak bir şekilde konuşmak, anlaşılabilir olmak ve ses tonunu ayarlamak; İslam’ın vurgulamış olduğu söz söyleme adabının temel ilkeleridir.

Kur’an-ı Kerim’de Allahü Teala’nın peygamberlerine yumuşak bir şekilde konuşmalarını emrettiği görülür. Bu bağlamda, bir ayeti kerimede “İkiniz beraber Firavun’a gidin, çünkü o sınırı çok aştı. Yine de ona söyleyeceklerinizi yumuşak bir üslupla söyleyin, ola ki aklını başına toplar veya içine bir kuşku düşer.” (Taha Suresi, 43 ve 44. Ayet) buyrulur. İlgili ayetten anlaşılacağı üzere İslam’ın temel gayesi, günahkar bile olsa, insanları yumuşak bir ifade ile uyarmaktır.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed, konuşma adabına dikkat eder ve Müslümanlara bu konuda türlü tavsiyeler verirdi. Kendisinin vermiş olduğu tavsiyelerin başında herkes tarafından anlaşılabilecek şekilde konuşmak vardır. Bu noktada Hz. Muhammed’in tane tane konuştuğu ve anlaşılması kolay cümleler kurduğu bilinir. Burada dikkat çekilmek istenen nokta, hitap edilen zümredeki herkesin yaşına ve bilgi seviyesine uygun bir konuşma yapılmasıdır.

Kur’an-ı Kerim’in bazı bölümlerinde insanlara güzel şekilde konuşmaları öğütlenir. Güzel konuşma kapsamında ele alınabilecek bir noktada ses tonudur. Konuşurken bağırmak ya da çok yüksek sesle konuşmak dinimizce hoş karşılanmayan bir davranış biçimidir. Bu noktada özellikle çevrede yaşça daha büyük kişiler olduğunda ses tonuna dikkat edilmeli ve gerektiğinde konuşma önceliği de büyüklere verilmelidir.

Susma adabı: İslam’ın hükmettiği konuşma adabında kişinin susmasına da yer verilir. Konuyla ilgili Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in “Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya sussun.” (Buhari) buyurduğu bilinir. Buradan yola çıkarak salih bir kimsenin hayırsız ve boş işlerle ilgili konuşarak zaman kaybetmemesi gerektiği sonucuna çıkılabilir.

Kişi; yalan söylediğinde, gıybet yaptığında ya da bir iftira attığında kalbi kirlenir ve giderek dinden uzaklaşır. İslam, insanları bu davranışlarından uzaklaştırmak için de gerektiğinde susulması gerektiğini bir konuşma adabı olarak yansıtır. Öyleyse şimdiden sonra söylediklerimize ve ne şekilde söylediğimize bir kez daha dikkat edelim.