Peygamber Efendimiz (SAV) Kisra Kavmine Neden Beddua Etmiştir?

ashkan-forouzani-7blIFp0kFP4-unsplash (1)
Ashkan Forouzani-Unsplash

İslam inancında, Müslüman kimselerin din kardeşlerine karşı bedduada bulunmaları yasaklanır. Peygamber Efendimiz de hadisi şeriflerinde bedduadan kaçınılmasını tavsiye eder ve kendisi de diğer insanlara karşı beddua etmekten imtina ederdi.

Hz. Muhammed’in beddua etmekten kaçındığının en güzel örneği Taif yolculuğudur. Buna göre, Peygamber Efendimiz bir gün insanları İslam’a davet etmek üzere Taif’e gider. Ancak burada kötü bir davranışla karşılaşır. Bu sırada da kendisine, Allahü Teala tarafından eğer isterse buradaki kavmin helak olacağı bildirilir. Ancak bu bildirime karşılık Peygamber Efendimiz beddua etmeyi tercih etmez ve aksine Allah’ım! Kavmimi hidayete erdir, çünkü onlar yaptıklarını bilmiyorlar.” (Tecrid-i Sarih Tercümesi) der.

İlgili kıssadan anlaşılacağı üzere, Peygamber Efendimiz zulüm gördüğünde dahi beddua etmekten kaçınır. Onun beddua etmekten imtina ettiği tek örnek Taif de değildir. Kendisi Devs Kabilesi için de aynı davranışı sergilemiştir. Ancak durum Kisra Kavmi için bir miktar farklıdır.

Kisra’nın karşılığında beddua aldığı davranışı nedir? Peygamber Efendimiz, Hicret’in 7. senesinde çevredeki hükümdarları İslamiyet’e davet etme kararı alır. Bu kararın ardından da ashabı kerimden olan Abdullan bin Huzafe’yi İran’a elçi olarak gönderir. Aynı zamanlarda İran Kisra’sı olarak da Perviz bin Hürmüz görev yapmaktadır.

Abdullah bin Huzafe, bir yolculuğun ardından İran’a ulaşır ve Peygamber Efendimiz’in mektubunu Perviz bin Hürmüz’e iletir. İran Kisra’sı mektubu kendisi okumak yerine katibine okutur. Besmele-i şerif ile başlayan mektupta “Allah Resulü Muhammed’den Farsların Büyüğü Kisra’ya” benzeri bir ifade bulunur. Perviz bin Hürmüz, bu ifadeyi duyunca öfkelenir ve mektubun okunmasına son verir.

İran Kisra’sı öfkesinin sebebini, mülkün yegane sahibinin kendisi olmasına bağlar ve Peygamber Efendimiz tarafından yazılan mektubu da yırtıp atar. (İbn Sad, Tabakat) Sonrasında da adamlarını kullanarak Abdullah bin Huzafe’yi saraydan dışarıya çıkarır. Saraydan çıkarılan ve buradaki görevi sona eren Abdullah bin Huzafe, Medine’ye dönmek üzere yola çıkar.

Peygamber Efendimiz’in bedduası: İran Kisra’sı, Hz. Muhammed’in elçisini saraydan attıktan bir müddet sonra, geri getirilmesini emreder. Ancak Abdullah bin Huzafe çoktan yola koyulmuştur. Abdullah bin Huzafe, Medine’ye varır varmaz Peygamber Efendimiz’in huzuruna çıkar ve olayları anlatır.

Peygamber Efendimiz, İran Kisra’sı Perviz bin Hürmüz’ün yaptıkları karşısında, “Ya Rabbi! Nasıl o benim mektubumu parçaladı, sen de onu ve onun mülkünü parçala!” (İbn Kayyim, Zadü’l- Mead) diyerek beddua eder.

Peygamber Efendimiz’in bedduası karşısında İran Kisra’sı ve halkına ne olur? Peygamber Efendimiz’in bedduasının da etkisi ile Perviz bin Hürmüz’ün oğlu (Şireveyh) bir hançer ile babasını parçalar. Ancak bu olayın etkisi yalnızca İran Kisra’sına değil, bütün bir devlete mal olur.

Şireveyh babası Perviz bin Hürmüz’ü öldürdükten sonra, İran saltanatına da son verilir. Bunun ardından da Sasaniye Devleti tarih sayfalarından tamamen silinip gider. Peygamber Efendimiz ile İran Kisra’sı arasında yaşanan bu olayın farklı etkileri de olur.

İran Kisra’sı öldürülmeden evvel Yemen Valisi’nden (Bazan), Hz. Muhammed’i yakalamasını ve kendisine teslim etmesini ister. Bunun üzerine vali, Peygamber Efendimiz’e iki adamını ve teslimiyet isteyen bir mektup iletir. Peygamber Efendimiz, gelen adamlara İran Kisra’sı ve oğlu arasındaki durumu anlatır. (İbn Sad) Adamlar da Kisra’nın ölüp ölmeyeceğini beklemek üzere valinin yanına dönerler.

Aradan bir zaman geçince Şireveyh, Yemen valisine babasını öldürdüğünü yazar ve bunun vaktini bildirir. Bunun üzerine Bazan, Hz. Muhammed’in peygamber olduğuna inanır ve halkıyla birlikte Müslüman olur.