Peygamber Efendimiz’in Sıfatlarından Olan El-Emin Ne Anlama Gelir?

ID 51146458 © Bazruh | Dreamstime.com
ID 51146458 © Bazruh | Dreamstime.com

Emin, kelime manası ile “sözünde duran, başkalarından korkmayan ve güvenilen kimse” anlamı taşır. Hz. Muhammed, içinde bulunduğu Cahileye döneminin kötülüklerine karışmadan büyümüş ve herkes tarafından güven duyulan bir kimsedir. Bu sebeple de kendisi İslamiyet tebliğ edilmeden önce de “el-Emin” olarak tanınırdı.

Hz. Muhammed’in güvenilir bir kimse olmasına dair işaretler: Peygamber Efendimiz’in güvenilir bir kimse olması ile alakalı çeşitli kısaslarla karşılaşmak da mümkündür. Kendisinin gençlik zamanlarında Kabe’nin tamir edilmesine ve Hacerülesved’in yerine konulmasına karar verilir.

Kabilelerden büyük kısmı bu işi yerine getirmek istediğinden aralarında husumet çıkar. Sonuç olarak da husumeti çözmesi için ertesi gün Kabe’nin önünden geçecek ilk kişiye danışılmasına karar verilir. Kabe’nin önünden geçen ilk isim ise Hz. Muhammed olur. Bunun üzerine herkes “el-Emin geliyor” diyerek rahatlar ve memnun olur. (Müsned)

Hilfü’l Fudul Cemiyeti: Ficar Savaşları sonrasında Arabistan Yarımadası’nd ciddi bir kargaşa durumu yaşanır. Bu sebeple de masum insanların can ve mal güvenliği tehlikeye girer, zulüm artar ve güçsüz kimseler de korunmaya muhtaç kalır. Böyle bir ortamda zulmü önlemek ve adaletin peşinde koşmak için Hilfü’l Fudul Cemiyeti kurulur. Peygamber Efendimiz de bu cemiyetin bir kısım toplantılarına katılır. Onun bu yaklaşımı da el-Emin olmasının, yani güvenilir bir kimse olmasının ve başkalarından korkmadığının bir göstergesidir.

İslamiyet ve güvenilir bir kimse olmanın önemi: Kur’an-ı Kerim içerisinde peygamberlerden emin elçiler olarak bahsedilir. Buradan da anlaşılacağı üzere güvenilirlik iman eden bir insan olmanın temel ilkeleri arasında yer alan ahlaki bir kuraldır. Güven duygusu hem ferdi olarak hem de toplum açısından huzura erişmenin de önemli bir yoludur.

Birbirine karşı güvenmeyen bir toplumda dürüstlükten ve doğruluktan söz edilmesi mümkün değildir. Burada bahsedilen toplum çekirdek bir aile yapısı olabileceği gibi tümüyle bir devlet de olabilir. Bu bağlamda, toplumsal ve evrensel seviyede güven kazanabilmenin ilk yolu Kur’an-ı Kerim’de bahsedilen ahlaki değerlere uygun bir biçimde yaşanmasıdır.

Sözünde durmak ile güvenilirlik arasındaki ilişki: Sözünde duran ve doğruyu konuşan bir kimse olmak oldukça önemli bir haslettir. Konuyla alakalı olarak Peygamber Efendimiz’in bir kısım hadislerinde şöyle buyrulur: “Dört şey münafıklık alametidir: Emanet olunana hıyanet etmek, yalan söylemek, vaadini bozmak, sözünde durmamak.” (İ. Neccar), “Vaat, söz vermek borçtur. Sözünde durmayana yazıklar olsun.” (Deylemi)

Verdiği sözü tutmanın önemiyle ilgili ayeti kerimeler ile karşılaşmak da mümkündür. İlgili ayeti kerimede, “Onlar size verdikleri söze sadık kaldıkları sürece siz de onlara verdiğiniz sözünüzde durun. Şüphesiz Allah günahtan sakınanları sever.” (Tevbe Suresi, 7. Ayet) buyrulur.

Kur’an-ı Kerim ayetlerinden ve hadislerden anlaşılacağı üzere verdiği sözü tutmak ve doğruyu söylemek dinimizce değer gören bir davranış biçimidir. Peygamber Efendimiz’in ticaretinde dosdoğru olması, güçsüz kimseleri korumak adına cemiyet toplantılarına katılması ve Hicret ederken kendisine bırakılan emanetleri teslim etmek üzere Hz. Ali’yi geride bırakması; onun el-Emin olmasının en güzel örnekleridir.

Hz. Muhammed, yalan söyleyen ve sözünde durmayan kimselerin münafıklık alameti taşıdığına işaret eder. Müslüman bir kimseye düşen başlıca görev ise Allah Resulü’nün izinden gidip elinden geldiğince doğru ve dürüst bir kimse olmaya çalışmaktır. Dünya zevkleri için dürüst olmayı bırakmak ya da fakirlik korkusundan emanete hıyanet etmek Allah’ın rızasına kavuşmanın önündeki en büyük engellerdir. Gerçek Müslümanlar Kur’an-ı Kerim ve sünnetin işaret ettiği yoldan sapmazlar.