Peygamber Efendimiz’in Torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in Ahlakı

ID 172652403 © Eakrin Rasadonyindee | Dreamstime.com
ID 172652403 © Eakrin Rasadonyindee | Dreamstime.com

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Peygamber Efendimiz’in kızı Hz. Fatıma ile damadı Hz. Ali’nin oğullarıdır. Torunlarına isimlerini bizzat Hz. Muhammed (SAV) vermiş olup, iyilik ve güzellik manaları taşıyan bu iki ismi seçmiştir.

Hem Hz. Hasan hem de Hz. Hüseyin çocukluklarını dedelerinin yanında ve onun terbiyesinde geçirmişlerdir. Peygamber Efendimiz, her iki torununu da büyük bir sevgi ile büyütmüş ve ikisiyle de yakından ilgilenmiştir. Onlar da dedelerinin verdiği eğitim ile gelişmiş, onun söz ve davranışlarını kendilerine örnek alarak erdemli ve Allah yolunda yaşayan kimseler olmuşlardır.

Hz. Hasan’ın ahlakı: Hz. Hasan, Hicri takvime göre 3. yılın Ramazan ayında dünyaya gelmiştir. İsmi, kulağına dedesi Hz. Muhammed tarafından okunmuş ve bir haftalıkken de akika kurbanı kesilmiştir. Hz. Hasan, Peygamber Efendimiz’in iki reyhanından birisidir. Kendisi yaşamı boyunca Müslümanlar arasında birlik ve beraberliğin olması için çalışan; sakin, cömert ve hakim bir kimsedir.

Hz. Hasan’ın ahlaki yönden bilinen en büyük özellikleri cömert bir kimse olması ve bol bol hediyeleşmesidir. Bu bağlamda, tam iki defa her şeyini Allah rızası için ve O’nun yolunda infak ettiği bilinir. Mallarını devamlı olarak yoksula ve yardıma muhtaç kimselere dağıtırdı.

Sadaka vermeyi ihmal etmeyen Hz. Hasan, hediyeleşmeye de büyük önem verirdi. Kendisi, gelen hediyelerden daha fazlası ile karşılık vermeyi de ihmal etmezdi.

Hz. Hüseyin’in ahlakı: Hz. Hüseyin, Hicri takvime göre 4. yılın Şaban ayında dünyaya gelmiştir. Peygamber Efendimiz, tıpkı Hz. Hasan’a okuduğu gibi onun da kulağına ismini okumuş ve doğduğunun 7. günü akika kurbanı kestirmiştir. Hz. Hüseyin yaşadığı toplum tarafından sevip sayılan bir kimse idi. Bunun en büyük sebebi ise Hz. Hüseyin2in büyük bir tevazu sahibi olmasıydı.

Hz. Hüseyin, her zümreden insanla iç içe ve samimi bir yaşam sürdürürdü. Kendisi çevresindeki diğer insanların dertlerine ortak olur ve gösterişten de uzak dururdu. Hz. Hüseyin ibadete de pek düşkündü. Bu bağlamda bulduğu her fırsatta Kur’an-ı Kerim okur ve bolca tövbe ederdi.

Peygamber Efendimiz ve torunları arasındaki ilişki: Peygamber Efendimiz, Cahiliye devrinde eğri plana atılan; kölelere, yoksullara, kadınlara ve çocuklara merhametli davranmıştır. Onun torunları ile arasındaki ilişki de başlarda yaşamış olduğu toplum tarafından yadırganmıştır. Peygamber Efendimiz, çocukları dünyadaki şefkat ve merhametin kaynağı olarak görmüştür. Kendisi de torunlarına her daim bu şekilde yaklaşmıştır.

Günün birinde Peygamber Efendimiz cemaatle birlikte secdeye varırlar. Ancak secde o kadar uzun sürer ki, onun arkasında namaza duranlar ne olduğunu merak etmeye başlarlar, olağanüstü bir durum olduğunu ya da vahiy geldiğini düşünürler. Peygamber Efendimiz, secdeden kalkıp namazı bitirdiği vakit de ne olduğunu sorarlar. Allah’ın Resulü cemaatin sorduğu soruyu şu şekilde cevaplar: “Hüseyin secdeye vardığımda sırtıma çıktı. Evde bu adeti edindiğinden, onu sırtımdan atamadım ve böylece secde uzun sürdü.” (Buhari)

Evlatlar, Allah’ın kişiye vermiş olduğu büyük bir nimet ve aynı zamanda da bir emanettir. Kur’an-ı Kerim’de konuyla ilgili, “Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; kalıcı olan iyi davranışlar ise rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı hem de ümit bağlamaya daha layıktır.” (Kehf Suresi, 46. Ayet)

İlgili kıssadan ve Kur’an-ı Kerim ayetinden anlaşılacağı üzere Peygamber Efendimiz’in nezdinde torunları oldukça önemlidir. Bizlere düşen en büyük vazife de bir yandan İslam’ın şartlarını yerine getirirken, diğer yandan da çocukları sevmek ve onların gönlüne; sevgi, merhamet, şefkat gibi güzel duyguları yerleştirmektir.