Peygamberler Helak Edilmenin Habercisi midir?

ID 39249376 © Matthiase | Dreamstime.com
ID 39249376 © Matthiase | Dreamstime.com

Bilindiği gibi dünya üzerindeki insanlık tarihi Hz. Adem’in yeryüzüne indirilmesi ile başlamıştır. Yüce kitabımız Kur-an’ı Kerim’de de bunun beyanı ayetler ile sabittir. Rabbimiz, meleklerine yeryüzünde bir halife olarak insanı yaratacağını açıkça belirtmiştir. Kur-an’ı Kerim’ de ki anlatıma göre Hz. Adem ile başlayan insan soyunun dünyadaki serüveni Hz. Nuh Peygamber’e kadar devam edip Hz. Nuh zamanında ortaya çıkan küresel bir afet ile yerle bir olmuştur.

Kur-an’ı Kerim’de Hz. Adem İle Hz. Nuh arasındaki zaman diliminde yaşamış kavim ya da çok sayıda peygamberden söz edilmediği görülür. Çok genel olarak bakıldığında anılan süreçte sadece Hz. Adem’in oğulları Habil ve Kabil’den ve İdris peygamberden bahsedildiği görülmektedir. Fakat Nuh tufanı anlatıldıktan sonra hayat sahnesine gelen ve olabildiğince detaylı anlatımlara konu olan kavimler ve onlara gönderilmiş peygamberlerden anlatımlar başlar. Bu sebepledir ki Kur-an’ı Kerim’de Hz. Adem ve Hz. Nuh’a kadar olan dönem insanlık tarihinin birinci dönemi , Nuh tufanından sonraki tarihten günümüze kadar uzanan dönem de ikinci dönem olarak  nitelendirilir. Buna göre şu anda yaşamakta olduğumuz insanlık tarihinin ikinci dönemidir ve kıyamete kadar sürecektir.

Yazımızın konusu olan ve Kur-an’ı Kerim’ de peygamber gönderilmiş kavimler, tamamen bütün dünyayı etkisi altına alan Nuh Tufanı sonrası yaşamış kavimlerdir. Anlaşılıyor ki Hz. Nuh zamanına kadar yaşamış kavim ya da kavimlerin böyle büyük bir tufan ile yok edilmesinden sonra yüce Rabbimiz tarafından insanlığa bir şans daha verilmiştir. Kur-an’ı Kerim içinde söz konusu kavimler, yaşadıkları zaman diliminde, kimi zaman bahşedilmiş zenginlikleri, kimi zaman ticaretteki başarıları, kimi zaman da zamanın ötesinde bir teknoloji ile inşa ettikleri yapıları ile anılırken hemen hepsinin ortak özelliği,  kendilerine gönderilen peygamberlere yaptıkları zulümler ile anılmalarıdır.

Tarih sahnesine çıkıp oradan Allah’ ın gazabına uğrayarak inen bu kavimler Nuh Kavmi, Ad Kavmi, Semud Kavmi, Medyen Halkı ve Nemrud Kavmidir. Yüce kitabımız Kur-an’ı Kerim’ de anlatıldığı şekli ile bakacak olur isek tüm bu kavimlere peygamberler gönderildiği, uyarı için gönderilen peygamberlere itaat etmek şöyle dursun çeşitli işkenceler edip öldürdükleri bile belirtilmektedir. İnsanoğlu kendisine bahşedilen dünya nimetlerinin kaynağı ve tek sahibinin yüce Allah olduğunu unutup, nankörlüğe ve aşırılığa kaçtığı anda merhameti şefkati sonsuz Rabbimizden bir nimet olarak uyarılmak üzere peygamber ile şereflendirilmiş, ancak akıllanmayınca helak edilmişlerdir.

İşte helak edilen bütün kavimlerin ortak özelliği hepsine de uyarıcı olarak peygamberlerin gelmiş olmasıdır. Peygamber gönderilmesini gerektirecek ortak özellikleri ise; Kur’an-ı Kerim’de geçen tabirlerle kendi azgınlıkları, yeryüzünü fesada boğmaları, yasaklanan tüm sapıklıkları hayasızca yaşamaları, sadece dünyevi hazlar ve menfaatler uğruna canlara kıyarak haşa Allah’a kafa tutmaya kalktıkları içindir. Anılan toplumlar o kadar çığırından çıkmışlardır ki, kendilerini uyarmak ve doğru yola iletmek için gönderilen peygamberleri bile katletmişlerdir. Buradan hareketle ve Kur-an’ı Kerim anlatımlarına göre bir kavme uyarıcı olarak peygamber gönderiliyorsa ve o kavim kendini düzeltmiyorsa helak edilmeye mahkumdur.

Hz. Peygamberimizin (SAV) resullük ile şereflendirildiği müşrik Arap toplumuna baktığımızda ise putları ile Allah’a şirk koşmakta olduklarını ve atalar dinine körü körüne bağlılıkları görülmektedir. Bu sebeple Kur-an’ı Kerim’ de sürekli akıllarını kullanmamakla uyarıldıkları ve kınandıkları görülmektedir. Her insanın olduğu gibi her ümmetin de bir eceli olduğu, kendilerine verilen süre içindeki davranışlarından sorumlu olduklarını belirtildiği Kur-an’ı Kerim’e göre gönderilen son peygamber Hz. Muhammed’dir. Bu yönü ile bakıldığında yaşadığımız topluma bir uyarıcı daha gelmeyeceği kesin bir şekilde yüce Rabbimiz tarafından beyan edildiğinden, ürkütücü olan, her an kıyametin gerçekleşebileceği zamanlarda yani ahir zamanda yaşıyor olduğumuz gerçeğidir.