Rivayetler Bize Ne Anlatır?

Masjid Nabawi di © Ayman Zaid | Dreamstime.com

Rivayet kelimesi bilginin nakledilmesi anlamına geliyor. Diğer yandan hadisler de Hazreti Peygambere atfedilen haberlere karşılık olarak kullanılıyor. Hadislerin tarihsel süreç içindeki aktarımı ise rivayetler üzerinden ilerliyor.

Cahiliye döneminde rivayet sözcüğü şiirlerin nakledilmesi için kullanıldı. Arap şiirinde aktarım yapan ve mutlak otorite sayılan kişilere raviye adı veriliyordu.

Peygamber’in hayatında rivayet genelde sahabenin ondan duyduklarını nakletmesi, ondan duymadıklarını da birbirinden öğrenip aktarması şeklinde oldu.

Rivayet tefsiri kavramına kitaplarında yer veren çağdaş alimler, Kuran-ı Kerim’in yine kendisiyle tefsiri, Kur’an’ın hadis ile tefsiri, Kur’an’ın Sahabe sözü ile tefsiri ve Kur’an’ın Tabiin sözü ile tefsiri olmak üzere rivayet yoluyla tefsirin dört çeşit olduğunu belirtmişlerdir. ( Zürkanl, ei-Menohil fi UIumi’I-Kur’an, 11,12; )

Hazreti Muhammed, ibn Abbas’a “AIIah’ım, onu dinde fakih kıl ve ona te’vil/tefsir ilmini öğret” ( Hakim, Muhammed b. Abdullah, ei-Müstedrek ale’s-Sahiheyn, lll, 615, hadis no 6280) diyerek dua etmiştir. Eğer Kur’an’ın içtihat kaynaklı bir tefsir yönü olmayıp sadece işitilerek nakledilmesi gereken bir şey olsaydı, Hz. Peygamber (s.a.v)’in ibn Abbas’a böyle özel bir duada bulunmasının ne anlamı olurdu?

Rivayetleri kaydeden müellifler, gerek İslam toplumlarının bilgi- ye bakışı gerekse de siyasi, sosyolojik şartların tesiriyle elimizdeki metinlerde gördüğümüz yazım usulü- nü tatbik etmişlerdir.

İslam tarihçiliğinin, başlangıcından modern döneme kadar tipik bir karaktere sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bu tipik karakterin ana unsurları rivayet ve kronolojidir. İlk dönemlerden itibaren kaydedilip nakledilen rivayetler, hicri III. asrın başlarından itibaren kronolojik olarak aktarılmaya başlanmış ve İslam tarih yazıcılığının hakim üslubu ortaya çıkmıştır.

Kuran-ı Kerim’de bulunan hadisler bir olayın üzerine indirildiği için onların ne olduğunu bilmek ve anlamak, Kuran-ı Kerim’i anlamak açısından önemlidir. Kuran-ı Kerim ve içinde yazanların önemi bir ayet içinde işaret ediliyor. “ Andolsun onların kıssalarında akıl sahipleri için ibretler vardır. Kur’an uydurulabilecek bir söz değildir, fakat o, kendinden öncekiler için onay, her şey için detaylı açıklama, iman eden toplum için rahmet ve hidayettir.” ( Yusuf Suresi, 111. Ayet)

Özellikle Hz. Peygamber’den sonra, O’na isnat edilen ve O’nun adına uydurulan sözler çoğalmıştır. Bu noktada, sahih olan rivayetle olmayanlarını birbirinden ayırmak için çeşitli yöntemlerin yanında Kur’an’a Arz’a da başvurulmuştur. Kur’an’a Arz bir metin tenkidi metodu olarak muhaddislerin çoğu tarafından kabul görmüş ve uygulanmış bir yöntemdir. Bunun ilk örneklerini Hz. Peygamber bizzat ortaya koymuştur. Bu noktada, Hz. Peygamber’den en çok hadis rivayet eden ve bu rivayetlerin çokluğu nedeniyle eleştirilen sahabilerin başında Ebu Hureyre geliyor. Bu eleştirilere karşı Ebu Hureyre, rivayet ettiği hadisleri Kur’an’a arz ederek destekleyip eleştirilere bir nevi cevap vermiştir. Kendisine yöneltilen çok hadis rivayet etmesi yönünde yapılan eleştirilere de Kur’an’dan dayanakla cevap vermiştir.

Bir rivayetin makbul ve muteber sayılması için sened ve metin açısından bazı şartları taşıması gerekir. Ravilerin adalet ve zabt sahibi olması önemli bir konudur. Her rivayet türünde ravinin hadisi hocadan hangi rivayet yoluyla aldığını gösteren özel lafızlar kullanılmaktadır.

Hadis rivayetinin sağlam bir şekilde yapılmasını temin etmek ve rivayet esnasında hataları önlemek amacıyla hadis alimleri “sıfatü rivayeti’l-hadis” (şürutü’r-rivaye) adını verdikleri bazı şartlar ileri sürmüşlerdir. Rivayetle meşgul olan ravi kitabını doğru ve düzgün bir şekilde yazmalı ve aslı ile mukabele etmeli, ezberden rivayet ediyorsa asıl nüshası her zaman yanında bulunmalıdır.

Doğuştan gözleri görmeyen ravi hadislerini güvenilir bir katibe yazdırıp kendisine okunduktan sonra rivayet etmelidir.