Sabırla Çekilen Tespihler

mohammad-alashri-5oirZ5YiHEE-unsplash
Fotoğraf: Mohammad Alashari-Unsplash

Tespihin tarihi oldukça eskiye dayanıyor. Tespihe İslamiyet dışındaki dinlerde de rastlıyoruz. İslamiyet’te yaygın olarak kullanılan bu araç kullanılmadan önce insanlar saymak için parmaklarını kullanırlardı. Tespih İslamiyet’te ilk defa kimin döneminde kullanılmaya başlandı derseniz araştırmalar karşımıza Hazreti Ebubekir dönemini çıkarıyor. Dinimizde tespih çekmek namazı tamamlayan bir ibadet olarak görülüyor. Hazreti Muhammed döneminde tespih alışkanlığından önce hurma çekirdeği çakıl taşı ya da düğüm atılan ipler kullanıldığına dair rivayetler bulunuyor. Arşivlerde tespih ile ilgili ilk bilgiler 16. yüzyıla ait.  Tespih çekmek sadece din adamları tarafından değil halk tarafından da yaygın olarak kullanılıyordu.

Her evde kişilerin kendilerine ait tespihleri vardı. 16. yüzyıl İstanbul’unda herkesin bir tespihi vardı, insanların yanlarında tespih taşıması bir adetti. İstanbul’da yapılan tespihlerin estetik açısından Arabistan’dakilerden çok daha güzel olduğu biliniyor. Türk- İslam tarihine baktığımızda tespihlerin kullanan kişilere göre farklı adlandırıldığını görüyoruz. Örnek olarak; padişah tespihleri, vüzera tespihleri, vükela tespihleri, zengin tespihleri ve fukara tespihleri karşımıza çıkıyor. Bunların dışında druze olarak adlandırılan bir başka tespihten de söz ediliyor.

Şeyh tespihi olarak bilinen, tekke şeyhinin dini törenlerde kullanması için yapılmış olan 5000’lik ve sandukaların üzerine konan bu tespih, 66 taneden oluşuyor.  Tespihi biraz daha yakından inceleyelim; doksan dokuz taneli tespihlerde imameden sonra gelen her otuz üç taneden sonra yassıca ve ucu belirgin bir parça ekleniyor bu bir işaret durma işareti o yüzden “durak” ya da “nişane” adı veriliyor. Bazı tespihlerde yedi kez tekrarlanacak dualar için, imamenin yanından başlayarak yedinci taneden sonra mercimek gibi yassıca bir parça daha konuyor ki buna da “pul” adı veriliyor. Gelin tespih kelimesinin nereden geldiğine bakalım. Arapça “sebh” kökünden gelen “tespih” kelimesinin çoğulu “tespihat”. Manası ise Allah’a ta’zim etmek yani Allah’a saygı göstermek. Sözlük sahibi Besair ise “Tespih, Allah’ı kutsamak demek olup, Subhane’den türetilmiştir” diye açıklıyor. Tespih yapımında çok çeşitli boncuklara rastlıyoruz.

Osmanlı Devleti döneminde en çok kullanılan tespih türlerinde ilk sıraları kuka, kehribar, balık dişi ve ağaç kökenliler alıyor. Tespihin 11, 33 ve 99 boncuklu olanlarını Müslümanlar kullanıyor.  Bu tespihlerden sayıca çok fazla olan 500 ve 1000 boncuklu tespihler ise dergah ve tekklerde zikir amaçlı kullanılıyordu. Tespih çekmek sağlığımızı da olumlu etkiliyor. Tespih çekmenin zihni rahatlattığı ve stresi azalttığı da bilimsel olarak kabul ediliyor. Refik Durbaş’ın Metin Karakuş ile söyleşi yaparak yazdığı Türk Tespih Sanatı kitabında karşımıza bir rivayet çıkıyor. “Rivayet olunur ki, padişah eline tespihi aldığında yere düşer kırılır, gönül gözünü okşayan değerli imamesine, el alışkanlığını yumuşatan kedersiz tanesine zarar ziyan gelir diye oturduğu tahtın, bulunduğu mekanın altına kuş tüyünden bir yastık konulurmuş… Çünkü kalp kırılırsa tamiri vardır.

İyi bir tespih de kalbin nişanesidir ama kalpten naziktir, kalp derecesinde kıymetlidir, zedelenirse tamiri mümkün değildir.” Kuran- Kerim’de tespihle ilgili karşımıza çıkan bir ayet;  “ Ey inananlar! Allah’ı çok zikredin (anın) ve O’nu sabah akşam tespih edin.) (El Azhep Suresi 41-42. Ayetler)

Namazdan sonra 33 kez “Subhanallah”, 33 kez “ Elhamdülillah”  33 kez “Allahuekber” diyerek tespih çekmek sünnet olarak kabul ediliyor, namaz sonrası tespih çekmek farz değil. Allah’ın adını zikretmek manevi huzura açılan kapının anahtarı olarak kabul görüyor. Müminler sadece namaz sonrası değil gün içinde de tespih çekmeyi tercih ediyorlar.