Şahitlik yapmanın İslam’da hükmü nedir?

İslam Contributor
şahitlik
Victor Freitas-Unsplash

Hem hukuksal boyutta hem de İslam’da tanıklık olgusu adaletin sağlanması açısından göz ardı edilemez bir yükümlülüktür. Bundan dolayı şahitliğin önemi her dönemde vurgulanmış ve şahit olarak gösterilen kişilerde birtakım nitelikler aranmıştır.

İslam’da şahitlik şartları nelerdir?

Herhangi bir durumda şahide ihtiyaç duyulursa, bunun geçerli olması için kişide belli başlı niteliklerin bulunması gerekir. Literatürde ufak bir araştırma yapılırsa İslam’da şahitlik şartları kolayca bulunabilir. Bu şartlar; kişinin yetişkin olması, akli dengesinin yerinde olması, hürriyetine sahip olması, konuşabilmesi ve görebilmesidir.

Dinimizde çocukların belli bir çağa kadar günah işlemediği kabulü yapılır. Tanıklık için de tıpkı buna benzer bir durum söz konusudur. Yani, şahitliğin kabul olması için kişinin çocuk sayılmaması gerekir. Buna ek olarak tanıklık akıl, görme ve ifade edebilme becerileri ister. Akli dengesi yerinde olmayan biri, tanıklık ettiği olayı farklı algılamış olabilir. Bu nedenle akıl sağlığı da tanıklık konusunda aranan bir şart olarak kabul edilir.

Önemi nedir?

Tanıklık, anlaşmazlık ve hak durumunda hakkın ispatını sağlamaya yarayan eylemdir. Kur’an-ı Kerim içerisinde yer alan bazı ayeti kerimeler içerisinde de şahitlik teriminden bahsedilir. Bu ayetlerde şahitliğin hükmünden ve öneminden bahsedilir. Konuyla ilgili ayetlerden birinde şöyle buyrulur:

“Yine anılan o iyi kullar, asılsız şeylere şahitlik etmezler; boş ve manasız davranışlarla karşılaştıklarında onurluca çekip giderler.” (Furkan Suresi, 72. Ayet)

Buradan da anlaşılacağı üzere mümin bir kimsenin şahitliği ancak doğru ve emin olunan konular üzerinde olur. Dinimizde yalan şeyler üzerine ve delil olmaksızın şahitlik etmeninse herhangi bir hükmü bulunmaz. Tanıklık etmeye çağrılan bir kimsenin vazifesini yerine getirmesi de farz-ı kifaye olarak isimlendirilir.

Yalancı şahitlik ve hükmü nedir?

İslam inancının temelleri; doğruluk, dürüstlük, yardımlaşma, dayanışma ve buna benzer iyi hasletlere sahiptir. Bu bakımdan hem Kur’an-ı Kerim ayetleri hem de Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in hadislerinde Müslümanların yalana bulaşmaları kesinlikle yasaklanmıştır. Yalancı şahitlik de doğruluk ve dürüstlük uzak, yalan sayılan bir iştir.

Toplumsal olaylarda herhangi bir şahide ihtiyaç duyulmasının nedeni adaletin sağlanması ve haklı olan kişiye hakkının verilmesidir. Adaletin tecelli etmesiyse ancak doğru yapılan şahitlik ve hakemlik ile mümkün olabilir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed, Müslümanlara en büyük günahlardan haber verirken yalan söz ve yalancı şahitliği de bu günahlara dahil etmiştir.

Bunu yapan kimse Allahü Teala’nın buyruklarına karşı gelmiş sayılır. Bu kimsenin izlemiş olduğu yol hem kendi huzuru hem de toplumun huzuru açısından oldukça zararlıdır. Buna göre yalancı şahitlik yapan kimse, bu hatadan dönmedikçe, öncelikle ahiret yaşamındaki nimetlerden uzaklaşır. Sonrasında da içinde yaşadığı toplumu tehlikeye atar.

Şahitlik, toplumda adaletin tecelli edebilmesinin önemli olgularından biridir. Yalan ve hileyle adaletin şaşması, toplumdaki güvenilirliğin zaman içerisinde kaybolması demektir. Bu işler zaman içerisinde toplumun hem hukuk hem de ahlaki değerlerini yozlaştırır. Sonuçta da kaos ve kargaşa dolu, huzursuz bir yaşam ortaya çıkar.

İslam inancında yeri olan emir ve yasakların büyük bir bölümü toplumsal huzurun sağlanması içindir. Şahitlik konusundaki yükümlülük ve şartlar da bunun bir parçasıdır. Salih kullara düşen en büyük vazife doğru yoldan şaşmamak, yalana bulaşmamak ve hem kendine hem de topluma zarar vermemektir. Aksi takdirde kişi Allah’ın rızasından ayrı düşmeye başlar.

YAZI: İPEK ATACAN

Enjoy Ali Huda! Exclusive for your kids.