Selimiye Camii’nin Sırları

ID 58445274 © Tarık Kaan Muşlu | Dreamstime.com
ID 58445274 © Tarık Kaan Muşlu | Dreamstime.com

Müslümanlığın bayrağıdır adeta ezanlarımız. O ezanların göğe yükseldiği camilerin muhteşemliği ise İslam’ın görkemini, yüceliğini gösterir bir bakıma. Bu niteliği en iyi taşıyan mabetlerden biri de şüphesiz Edirne’deki Selimiye Camii’dir.

Sultan II. Selim, çok büyük bir cami yaptırmak istemiş, ancak yeri için İstanbul’u düşünmüştür. Bir gece rüyasında Peygamber Efendimizi görür, caminin yeri için ona Edirne işaret edilmektedir. Sultan Selim bu rüya sonrasında Mimar Sinan’ı Edirne’de bir cami yapması için görevlendirir ve 1568 yılında Edirne Selimiye Külliyesi’nin temelleri atılır. Yapımı tam 6 yıl sürer.

Mimari ve teknik açıdan kusursuzluğa Selimiye’de ulaşan Mimar Sinan, bu nedenle Selimiye Cami’den ustalık eserim diye bahseder. 2475 metrelik alanda inşa edilen ve 43,20 metre yüksekliğinde 31,30 metre çapındaki muhteşem kubbesi ve 3,80 metre çapında, 70, 89 metre yükseklikteki 4 minaresi, dünya sanat tarihi ve mimarisinde eşsiz nitelikte bir eserdir.

Selimiye, içeri girenleri ihtişamıyla sarmalayan tek bir kubbe ile karşılar Bu devasa kubbe, Allah’ın birliğini, tekliğini anlatır. Caminin 99 penceresi Allah’ın 99 ismini, 32 kapısı dinin 32 farzını, 4 kürsüsü 4 mezhebi sembolize etmektedir

Sinan’ın Selimiye Cami’nin kubbesini bu devasa genişliğe oturtmak için 13 bilinmeyenli bir denklemi matematiğin bilinen 4 ana işleminden farklı beşinci bir işlem oluşturarak çözdüğü söylenir. 8 sütuna dayalı kasnak tekniğiyle yapılan ve günümüz teknolojisiyle bile yapılması imkansız gözüyle bakılan bu görkemli kubbe, birçok mühendis tarafından hala merakla incelenmektedir. Sadece büyük değil aynı zamanda dayanıklıdır Koca Sinan’ın yaptığı kubbe. Tarihinde 2 defa yıkılan Ayasofya’nın kubbesi gibi değildir. Hatta Ayasofya’nın yıkılan kubbesinin Mimar Sinan’ın yaptığı destekler sayesinde günümüze kadar ulaştığı bilinmektedir.

Cami, 8’li bir sisteme göre inşa edilmiştir. Görkemli kubbeyi taşıyan sekiz payenin yanı sıra planındaki ve daha birçok 8’li sistem dikkat çekmektedir. 8 sayısının Osmanlı kimliğinde, İslam tasavvufunda cennetle simgelendiği, aynı zamanda 8’in yapı dilinde sağlamlık, bütünleşme ve uyumu temsil ettiği belirtiliyor.

Kalem gibi ince, dantel gibi süslü 3 şerefeli, alemi dahil 82 metrelik 4 adet minareye ise 3 yol yerleştirmiştir. Bu merdivenli yollar sayesinde aynı anda şerefeye çıkan üç kişi birbirlerini görmezler. İlk yol 1. ve 3. şerefeye, ikinci yol 2. ve 3. şerefeye 3. yol ise direkt 3. şerefeye çıkar. Büyük bir dehanın ürünü olan bu sıra dışı özelliklerinin yanı sıra Selimiye’nin minareleri dünyanın bu uzunluktaki en ince minareleridir.

Müezzin mahfilinin ayaklarından birine işlenmiş ters lale figürünün ise hüzünlü bir hikayesi vardır. Mimar Sinan, Selimiye’yi yapmak için İstanbul’dan Edirne’ye geldiğinde 8 yaşlarındaki çok sevdiği torunu Fatma’sına hasret kalmamak için onu da yanında getirir. Bir süre sonra hastalanan ve vefat eden Fatma’ya duyduğu özlem nedeniyle torunu için yaptırdığı türbedeki mermer sandukaya boynu bükük bir lale koyar. Mimar Sinan’ın üzüntüsünü gören çıraklardan bir tanesi ustasının üzüntüsünü boynu bükük bu lale ile Selimiye’de işler.

1950’li yıllarda inşaat mühendisi, mimar ve jeofizikçilerden oluşan bir grup Japon bilim adamı bakanlıktan izin alarak Türkiye’deki tarihi yapıları incelemeye aldılar. Sıra Süleymaniye Camisi ile Sultan Ahmet Camisi’ni incelemeye gelmiş. Japonlar yaptıkları incelemeler sonrasında bu iki caminin de temelinin çok yumuşak bir zemine yapıldığını görmüşler. Yani çok büyük bir sarsıntı olmadan bile yıkılabilecek bir durumda olan bu camilerin yıllar boyu nasıl sapasağlam kaldıklarına inanamamışlar.

Günlerce bu camilerin yıkılmadan nasıl günümüze kadar gelebildiğini araştırmışlar. Araştırmaları sonucu bu iki caminin de temelde sabitlenmediği aksine en ufak bir sarsıntıda bile yerinden oynayan bir sistemle yapıldığını ve bu sayede yıkılmadığını görmüşler. Selimiye’nin minarelerini incelediklerinde ise şaşkınlıkları ikiye katlanmış. Çünkü minareler çok daha geniş kapsamlı bir raylı sistemle yapılmış ve 5 derece yana yatabiliyormuş. Japonların günümüzdeki büyük ve nice şiddetli depreme dayanıklı yapılarını Mimar Sinan’ın eserlerini inceleyip onun sistemini geliştirerek yaptıkları bilinmektedir.