Şeytan ve “Şeytanlaşmak”

ID 143640008 © Henadzi Pechan | Dreamstime.com
ID 143640008 © Henadzi Pechan | Dreamstime.com

İçimizde ürperti uyandıran, şerrinden, vesvesesinden kurtulmak için mücadele ettiğimiz, belki de insanın şu dünya sahnesindeki en büyük imtihanı “şeytan”. Kur-an’ı Kerim’de fesadın, isyan edip başkaldırmanın, yoldan çıkmanın, düşmanlığın ve genel olarak her türlü kötülüğün ilişkilendirildiği başrol oyuncusudur ve ayetlerde anlatıldığı şekli ile şeytanın insanlar üzerinde ayartıcı özelliğinden bahsedilir:

“Derken şeytan, onların kendilerinden gizlenmiş olan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: ‘Rabbiniz başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek, ya da ebedi kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti’ dedi”(Araf Suresi, 20. Ayet) Bu ayette açıkça şeytanın gerçek dışı vaatler ile Adem’i ayartması ve onu günaha, isyana, başkaldırıya nasıl sevk ettiği görülür. Fakat bu ayartıcı, kışkırtıcı şekilde sürekli insana kötülüğü fısıldayan şeytanın bir yaptırım gücünün olmadığı da haber verilir:

“Oysaki onun, onlar üzerinde hiçbir sultası yoktu. Sadece biz, ahrete inananı, onun hakkında kuşkuya düşenden ayırmak için böyle yapıyorduk. Rabbin her şey üzerinde Hafiz’dir, kollar, korur, gözetir.” (Sebe Suresi, 21. Ayet)

Belirtilen ayetlerde şeytanın bir yaptırım gücü olmaması aslında insanın iradeli bir varlık olmasına atıftır. Çünkü insan düşünerek, akıl yürüterek neyin iyi neyin kötü olduğunu ayırt edebilen bir fıtrattadır. İyi ile kötünün ne olduğunun da referansı tabi ki Kur-an’ı Kerim’dir. Şeytanın da Allah’ın izni ile hareket ettiği ve insanın ve hatta peygamberlerin yegane düşmanı olduğu ise şu ayet ile verilmiştir: “Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları, uydurdukları şeylerle baş başa bırak” (Enam Suresi, 112. Ayet)

Kur-an’ı Kerim şeytanın, dünya üzerinde insan var olduğu sürece tüm gaye ve mücadelesini şu ayetler ile özetler: “Allah o şeytana lanet etmiştir. Demişti ki o: ‘Senin kullarından belirli bir pay elbette alacağım.’Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları boş kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim: hayvanların kulaklarını yaracaklar; onlara emredeceğim: Allah’ın yaratışını değiştirecekler! Kim Allah’ın yerine şeytanı dost tutarsa, muhakkak ki açık bir ziyana uğramıştır. “ (Nisa Suresi 118. Ve 119. Ayetler)

“(Allah) buyurdu: Haydi sen süre verilmişlerdensin. ‘Öyle ise dedi, beni azdırmana karşılık, ant içerim ki, ben de onları(ı saptırmak) için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım ve çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın! (Araf Suresi, 15,16 ve 17. Ayetler) Görüleceği üzere şeytanın ağzından yemin edilerek bu sözler o ana değil tüm zamana hitap eder. Yani insanlık var olduğu sürece şeytan iş başındadır.

Şeytanın insan üzerindeki amacına ulaşması için gerekli zemini bulup bulamaması ise tamamen insanın Allah ile olan bağına, sürekliliğine ve gücüne bağlı kılınmıştır.  Bu durum da şu ayetle bildirilmiştir: “Kim Rahman’nın zikrini görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa, biz ona bir şeytan musallat ederiz, o ona can yoldaşı olur. Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hala hidayet üzere olduklarını sanırlar. Sonunda bize geldiğinde şeytan yoldaşına şöyle der: Keşke aramızda iki doğu arası kadar uzaklık olsaydı! Ne kötü yoldaşmışsın sen!” (Zuhruf Suresi, 6 ve 7. Ayetler)

Ve gelelim her konuda bize ilahi rehberliğini bir nimet olarak sunan, yolumuzu aydınlatan yüce kitabımız Kur-an’ı Kerim’ in şeytandan korunma yollarını gösterdiği ayetlere: “Eğer şeytandan kötü bir düşünce seni dürtecek olursa hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir” (Fussilet Suresi, 36. Ayet) “Korunup sakınanlar, kendilerine şeytandan bir dürtü gelip dokunduğunda, hemen Allah’ı hatırlarlar. İşte o anda görülmesi gerekeni görürler.” (Araf Suresi, 201. Ayet)