Şeytani Güç; Tağut

Tağut kelimesine Kur’an-ı Kerim okurken aşina olabilirsiniz. Bu kelime Allah’ı ve dinini hatta kendi gücünden başkasını tanımayan, her zaman kendi kendini yeterli, zalim bir kimliği tanımlıyor.

Yaşamımızda ortaya çıkan olumsuzluklar, kötülükler dini bağlamda ifade edilirken tağut sözcüğü kullanılıyor. Kötü olarak tanımlanan sevilmeyen kişi, şey veya güç için de zaman zaman tağut ismi kullanılıyor. Kuran-ı Kerim’de bu kavram karşımıza farklı yerlerde çıkmakta.

Bu, kendisine özgü vasıflara, davranışlara sahip bir varlığı, soyut ve somut boyutu dile getiren ve üstlendiği göreve göre şeytani güçleri anlatan önemli Kurani bir kavram.

Tağut, nitelikeri ve mefhumu kapsamına giren, özellikle hak karşıtlığını ifade eden; tüm olumsuzlukların kendisi ile tasvir edildiği temsili ve ibretlik bir kişilik olarak karşımıza çıkıyor.

Tağut kelimesi Kuran-ı Kerim’de sekiz ayrı yerde karşımıza çıkıyor. İsyanda, itaatsizlikte sınırı aşmak, azmak, taşmak ve sapmak gibi sözlük anlamları taşıyor. Tağutun ne olduğu, onunla neyin kastedildiği hususunda farklı yorumlar bulunmakla birlikte. Bu kavramın ne tür bir anlayışı, tavrı, varlıkları ifade veya temsil ettiğine dair araştırmalar yapılmış ve çeşitli düşünceler ileri sürülmüştür. Tağut ilk anlamında şeytan veya şeytanın yoludur. Bu ismin şeytan için de kullanıldığını görüyoruz. Onun hakkında sözü edilen tapınma, şeytana ibadet, puta tapınma anlamındadır. Bu anlamda hakkı tanımayan azgın, sapkın, herkese ve güce tağut denilmiştir.

Tağut kavramının bir diğer anlamı kendisine tapınılan putlar anlamıdır. Sahih bir hadiste de put/putlar olarak isimlendirilmiştir. (Buhari, Muhammed b. İsmail Ebu Abdillah (ö. 256/870)

Bir hadiste yer alan tağutlar ifadesi aynı hadisin değişik varyantlarında cahiliye dönemi putlarından Lat ve Uzza olarak tefsir edilmiştir. (Buhari, ‘‘Eyman’’, 4-6; Müslim, “Eyman”, 6.)

Kötülüğü emreden nefistir. İmam Maverdi aşırı ve her daim kötülüğü emredici olan nefsi de tağutun tanımları arasına ilave etmiştir. Allah’ın şeriatının dışında her hüküm ve yasadır. İlgili aayetlerin anlamlarından hareketle yapılan bu tür çıkarımların veya çağdaş yorumların varlığına da şahit oluyoruz. ( Momen, Moojan, “Taghūt”, The Oxford Encyclopedia of the Modern Islamic World)

Yukarıdan da anlaşılacağı üzere, haddi aşan ve azgın demek olan tağut, hakka, hakikata ve imana karşı gelen, Allah’ın kulları için çizdiği nizamı ve sınırları aşan veya kendisi ile aşılan her şeyi ifade eder. Bu durumda, Allah’tan başkasına ibadete çağıran veya O’ndan başka ibadet edilen ve hak yoldan ayıran her bir varlık, put, şeytan, kahin ve sihirbaz gibi varlıklar da bu kapsama dahildir.

Kuran-ı Kerim’de imanın kabul edilmesi için tağutun reddedilmesi şartının istenmesi bize bu sözcüğün gücünü gösterir. Kuran-ı Kerim’de sekiz yerde geçen tağutun tutum ve fiillerini esaslı anlamak için önce onun mahiyetinin iyice tanınmasının ve anlaşılmasının gerekliliğini de gösterir.

Tağutla ilgili ayetlerden ikisi Mekke döneminde inmiştir. Bunlardan Nahl suresinde yer alan bir ayette her bir ümmet için peygamber gönderildiği ve asıl amaçlarının insanoğlunu tağuttan uzaklaştırmak ve Allah’a kulluk etmeleri gerektiği anlatılır.

Zümer suresinde geçen iki ayette ise kulluğu Allah’tan başkasına yapanların kendilerini ve etkileri altında olanları zarara sürükledikleri belirtildikten sonra puta tağuta tapmaktan sakınarak sadece Allah’a yönelmenin zorunluluğu ve bu şekilde hareket edilmesi durumunda sonsuz mutluluğa kavuşulacağı belirtilir.

Medine döneminde inen üç surede yer alan beş ayette ise hak dine karşı olanlar ve şer odakları konu edilerek bunlara değil de sadece Allah’a imanın, tağutu değil sadece Allah’ı dost edinmenin ve ihtilaf durumlarında onu hakem olarak kabul etmenin önem ve gereğine vurgu yapılmaktadır.