Sorumluluk Bilinci ve Ramazan

dreamstime_xs_178786475
Fotoğraf: © Yunusmalik | Dreamstime.com

İslam insana; kendisiyle, Rabb’iyle, toplumla, çevreyle ve bütün varlık alemiyle ilişkisini en ideal düzeyde belirleyen ilkelerle ona dünya ve ahiret huzurunu temin edecek sorumluluklar yüklemiştir.

Müslüman’ın önemli özelliği sorumluluk sahibi olmasıdır. Dünya; “nimet, emanet, sorumluluk” dengesi üzerine kuruludur. Mümine nimetler, emanet olarak verilmiştir ve bunların kullanımından sorumludur. Yüce Allah, kendisine hizmet etmesi için kendi kudretiyle yarattığı, yönettiği ve her daim kontrol altında tuttuğu alemdeki varlıkların hepsini, insanın hizmetine sunmuştur.

Bu sebeple insan, nimet ve emanet olarak aldığı bu alem ve içindeki varlıklara karşı davranışlarından sorumludur; dünyada hiçbir şeyin sebepsiz yere yaratılmadığını bilerek hepsine karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmelidir. İnsanın sorumluluk bilinci; Allah’a karşı, canlı ve cansız tüm varlıklara karşı sorumlulukları şeklinde tanımlanır. Rabb’imize karşı sorumluluk ve yükümlülüklerimizin yanı sıra; benliğimize karşı da sorumluluklarımız, görevlerimiz vardır.

Allah, insana akıl ve irade özgürlüğü vermiş; iyilik, hak ve adalet duygularını insanın doğasına yerleştirmiştir. Yeryüzüne halife kıldığı insana en ağır emaneti yüklemiş, Onu başıboş bırakmamıştır. Öyle ki bu sorumluluğun ne denli ağır olduğu Ahzap Suresi 72. ayetinde şöyle ifade edilmiştir: “Biz (akıl ve irade) emaneti(ni) göklere, yere ve dağlara sunduk; onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. O (emanet)i insan üstlendi.”

Bize bahşedilen bu ömrü boşa harcamamak ve Rabbimizin rızasına uygun şekilde yaşayabilmek için, hoşnutluğunu kazanacak işler yapıp üzerimize yüklenen ‘’insan olma’’ sorumluluğunu bir an olsun hatırdan çıkarmamalıyız. Ramazan ayı, bizde bu farkındalığı artırması bakımından bulunmaz bir nimettir; sorumluluklarımızın yeniden hatırlanması bağlamında bize eşsiz fırsatlar sunar.

Çünkü Ramazan, Kur’an, tefekkür, oruç ve sabır ayıdır. Hatalardan arınma ve günahlara tövbe etme zamanıdır. Ramazan takva ve şükür vaktidir; yoksullara, düşkünlere, kimsesizlere, tüm ihtiyaç sahiplerine el uzatıldığı paylaşma, yardımlaşma ayıdır. Tüm bu yönleri ile Ramazan, dünyamızı ve ahiretimizi huzura, mutluluğa kavuşturacak bir aydınlanma vaktidir.

Bu ay; Allah’ın rahmetinden ümidini kesmeyen, Allah’ın azabından hakkıyla korkan, emirlerine karşı gelmekten sakınan, verdiği nimetlere şükredip gerektiği gibi kulluk eden kimseler için ne büyük müjdeler bahşediyor.

Ramazan, dua ve niyazlarımızda kardeşlerimizi anmaktır. Gönülden gönle köprüler kurmaktır. Dua etmek kadar dua almaktır. Yaratanın rızası, emri ve hatırı için yaratılmış her ne varsa onlarla bağımızı canlı tutmaktır. Ramazan, her halimizle Allah’a şükretmektir, sıkıntı ve zorlukta sabrı kuşanmaktır. Nefsimizi terbiye etmek, elimize, dilimize, belimize, kendimize sahip olmaktır. Bütün azalarımıza orucumuzu tutturabilmektir. Oruç ibadetinde asıl amaç; kalbin, aklın, bütün duyuların oruçla bütünleşmesi ve kulun ibadet bilinci, dua ve güzel ahlak ile Rabbiyle buluşmasıdır.

Müslümanlar olarak birbirimize karşı sorumluluklarımız bulunmaktadır. Bunların başında ise insanları sevip hakkına saygı göstermek, ona güven vermek, iyilik yapmak gelmektedir. Bu, sevgili Peygamberimizin bizlere miras bıraktığı en önemli değerlerden olan güzel ahlakın da gereğidir. Yaşadığımız çağda insana, çevreye ve tüm canlılara karşı sorumluluklar ihmal edildi. İnsan kendine, değerlerine yabancılaştı. Bugün bir yanda salgın hastalık, korku, endişe, diğer yanda savaş, açlık, şiddetin kıskacında boğuşan insanlıkla karşı karşıyayız.

İnsanoğlunun başına gelenler, Rabb’ine ve Rabb’inin tüm emanetlerine sorumsuz davranması yüzünden gelmektedir. İnsanoğlu sorumsuz ve bilinçsiz yaşadığı müddetçe yeryüzünü kirletmiş ve yaşanılmaz hale getirmiştir. Halbuki yaşanılır bir dünya kurmak ve hayatı anlamlandırmak; hem dünya hem de ahiret hayatını kazanmak, sorumluluk bilincinin hakim olmasıyla mümkündür.