Görüş 14-May-2020

Sosyal Medya Güvenli Bir Liman mı?

Author
Ceren Yılmaz
Yazar

Sığınılan en yaygın limanlardan biri hatta birincisi kuşkusuz sosyal medya araçları. Hem ulaşılması kolay hem ucuz ve neredeyse sınırları yok. Herkes için bir şeyler var. Her şey basit bir cep telefonuna ya da bir bilgisayara bakıyor, o kadar.

Sosyal medya araçları artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası. Yeni normal bu, ama bu durum tüm bunları tartışamayacağımız anlamına gelmiyor. Yeni soru ise şu; tüm bu sosyal medya aksiyonlarının bizim psikolojimiz üzerindeki etkisi ne? Özünde iyi vakit geçirmek için “takıldığımız” bu mecralar bizi gerçekten mutlu ediyor mu?

Danimarka’daki “Mutluluk Araştırma Enstitüsü”nden araştırmacılar da bunu merak etmişler ve araştırmaya koyulmuşlar. Araştırmanın ismi: “Does Social Media Affect the Quality of Our Lives?” (Sosyal Medya yaşam kalitemizi etkiler mi?) 1.095 kişiyle yaptıkları araştırmada katılımcıların bir kısmından rutinde olduğu kadar Facebook hesaplarını kullanmaya devam etmelerini istemişler bir kısmına ise bir nevi Facebook diyeti uygulamışlar.

Sonuçlar çarpıcı; deney sırasında Facebook kullanmaya devam eden katılımcıların, kullanmayı bırakan grup ile kıyaslandığında %55 oranında strese daha yatkın oldukları bulunmuş. Bunun yanı sıra, Facebook kullanmayı bırakan katılımcılar (%18), kullanmaya devam edenlere kıyasla “anın tadını” daha fazla yaşadıklarını belirtmiş.

Bu araştırma sosyal medyanın ana etkilerinden birinin sosyal karşılaştırmalara neden olması olduğunu ortaya koyuyor. Buna göre kişiler, kendi ihtiyaçlarına odaklanmaktansa, diğer insanların nelere sahip olduklarına daha fazla odaklanmaya başlıyorlar.

Buzdağının görünen kısmında herkes mutlu iken görünmeyen kısmında yalnızlık, mutsuzluk ve geride kalmama çabası hakim. Günümüzdeki en büyük tehlike de insanların paylaşım yaparak mutlu olmaları veya öyle olduklarını sanmaları. Bu durum akım gibi ilerlemekte ve birçok insan bir şekilde nasibini almaktadır. İnsanların bulundukları ortam yerine çoğunlukla sosyal medya platformlardaki insanlara yönelik “kim, kiminle, nerede, ne yapmış” gibi merak duyguları körükleniyor.

Sosyal medyanın yeni değerleri ile ilgili en açıklayıcı bilgiyi bu ağların ilkinin kurucusu olan Mark Zuckerberg veriyor. Ona göre mahremiyet artık bir norm değil ve “İnsanlar sadece çok ve çeşitli bilgiyi paylaşmakla kalmıyor, daha çok insanla ve daha açık bir şekilde paylaşıyorlar ve bundan memnunlar.” derken mahremiyet gibi bir değerin de tükenişini haber veriyor. Nitekim sosyal medya mecralarında en çok mahremiyet tüketildi. Önce iletişim kurma, resim, fotoğraf, video ve birtakım bilgilerin paylaşımı olarak başlayan süreç sonrasında insanların kendileriyle ilgili mahrem bilgileri paylaşmasıyla devam etti. Sosyal medyanın insanların mahremiyet algılarını değiştirmesindeki en büyük etkenin, insanların beğenisine sunulan paylaşımlarla görünür olma, beğenilme, takdir edilme, onaylanma ihtiyaçlarını gidermesini sağlamak olduğunu görüyoruz. Ayrıca paylaşımların altına yazılan yorumlar ve beğeni butonuna tıklanma sayısı insanlarda geçici bir tatmin duygusu oluşturuyor. Giderek daha fazla paylaşım yapan insanlar, yaşadıkları hazzı devam ettiriyor ve bu döngü böylece sürüp gidiyor.

Değerlerimizi erozyona uğratan sosyal medyanın bir diğer zararı ise insanlar arasında gösteriş ve tüketim yarışını körüklemesidir. İnsanlar bir taraftan kendi hayatlarını gözetime açarken diğer taraftan başkalarının hayatlarını gözetleyerek adeta birbirleriyle yarışa giriyor. Aslında burada söz konu olan gerçek, kişiliklerin değil imajların yarışıdır. Çünkü paylaşılan haller kişilerin sahip olmak istedikleri imajların bir ifadesidir. Sosyal medyada insanın kendisi olması zordur. Sanal dünya, insanı olduğundan farklı davranma konusunda teşvik etmektedir. Diğerlerinden farklı olmak ve hep daha güzel, hep daha mutlu, hep daha başarılı olmak adeta kutsanır bu mecralarda. Bu uğurda değerler esner, ölçüler aşılır.

İmajların gösteriş uğruna yarıştırıldığı bu tablo en çok kişiye zarar verir. Çünkü olduğu kişi değil, olmak istediği ya da insanların kendisinden olmasını beklediği kişidir. Kendi gerçek kimliğinden ve benliğinden kopan insan da sanal kimliğiyle aslında çok yalnız ve mutsuzdur.

Düşüncelerini paylaşmak ister misin?

Bizimle iletişime geç!

İlgili makaleler
Görüş
Görüş 01-Tem-2020
Author
Ceren Yılmaz
Yazar

Epifiz bezi beynimizin içinde, sağ ve sol beyin çizgisi üzerinde ve beynin tam ortasında bezelye büyüklüğünde yaklaşık 6,5 mm çapında, çam kozalağına benzeyen bir organımızdır. Bu benzerlikten dolayı da bilim adamları buna İngilizce’de çam kozalağı anlamına gelen "pineal gland" adını vermişlerdir. Bu küçücük endokrin bezi, uykuyu düzenleyip melatonin üretiyor aynı zamanda da vücuttaki en önemli serotonin kaynağı.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 25-Haz-2020
Author
Ceren Yılmaz
Yazar

Dürtüleriyle değil de aklıyla hareket eden insan için en büyük nimet, irade kabiliyetinin olmasıdır. İnsanın en güçlü yönü, bir şeyi arzu ettiği halde yapmama iradesi göstermesidir. Dürtülerini yönetmek, olgun insan için paha biçilmez bir kazanımdır.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 09-Haz-2020
Author
Ceren Yılmaz
Yazar

Batılıların İslam ve Müslümanlara yönelik önyargılarının kaynağı, İslam’ın yayılış tarihi ve yeni bir medeniyet kurarak Batı hegemonyasına meydan okumasında aranmalıdır. Yani bugün karşımıza çıkan İslam karşıtlığı ve fobisinin çok eski bir geçmişi vardır. Son yıllarda tanıklık ettiğimiz şey ise bu tarihsel bilinçaltının tekrar su yüzüne çıkmasıdır.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 02-Haz-2020
Author
Ceren Yılmaz
Yazar

Dünya Sağlık Örgütü sağlığı, “Kişinin bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olmasıdır.’’ şeklinde tanımlıyor. İslam, insan hayatına değer veren bir dindir; canın korunmasına öncelik vermiştir. Çünkü dinin muhatabı ve uygulayıcısı insandır. Can emanettir; bu nedenle sağlıklı olması ve asıl yurduna gidinceye kadar her türlü zarardan korunması istenmiştir. Bir anlamda insanoğlu, bu verilen emanetin hesabını vermek zorundadır. Ahiret inancı da bunu gerektirir.

Devamı Devamı