Sosyoloji Bilimi ve Kazandırdıkları

120805725 © Andrii Yalanskyi | Dreamstime.com
120805725 © Andrii Yalanskyi | Dreamstime.com

Sosyoloji nam-ı diğer adı toplum bilim, en yeni bilim dallarındandır. Bilim dalı olarak ortaya çıkışı 19. yüzyılda Fransız düşünür Auguste Comte (d.1798 ö.1857) tarafından olmuş ve Comte, insan toplumlarını sistematik, bilimsel ve eleştirel bir gözle incelemenin gereklilik ve önemini dile getirmiştir. Bu tarihten önce de elbette toplum yapısı yaşantısı ve dinamikleri ile ilgili pek çok aydın görüşlerini dile getirse de bunlar sınırlı veri içeren görüşler olmuştur. Fakat bu bilim adamlarından Müslüman bilim adamı İbn-i Haldun, Mukaddime isimli eserinde insan toplulukları ile ilgili görüşlerini ayrıntılı bir şekilde aktarmıştır. Bu yönü ile İbn-i Haldun tarihte ilk kez sosyal hayatı her yönü ile ilgili irdelemeye çalışmış, bu durumda Sosyoloji’nin ilk temellerini atmıştır. Eserinde insanların topluluklar halinde yardımlaşarak memleketlerini imar etmelerini, bir arada yaşamalarını sağlayacak tüm ihtiyaçlarını yardımlaşıp, birlik olarak elde etmelerini öngörmüştür. Sosyoloji kelimesi Latince “socius” yani arkadaş sözcüğünden gelir.

Tek başına var olabilen bir bilim dalı olmayıp diğer bilim dallarına ihtiyaç duyar. Bu yönü ile sosyoloji aslında ilginç bir bilim dalıdır. Büyük ölçüde psikolojiyi kullanır. Geçmiş tarihlerde yaşayan toplumların kuruluşları, gelişim aşamaları ve sonlarını incelerken tarih biliminden faydalanır. Bu bilgilere ulaşmak somut veriler için arkeolojinin kapısını çalar. İncelediği toplumun fiziksel yapı ve davranış şekilleri için ise o toplumun yaşadığı coğrafi şartlara da bakmalıdır. İncelediği toplumun davranış, gelenek ve göreneklerini büyük ölçüde etkileyen din bilimi olmazsa olmazıdır. Kısaca sosyoloji, kapsamlı bir çalışma ve bilgi birikimi gerektiren, çalışma alanı çok geniş bir bilim dalıdır.

Günümüzde ise sosyoloji toplumları incelemekle birlikte çeşitli toplumsal sorunlara odaklanan ve çözüm sunmaya çalışan bir yapıya bürünmüştür. Savaş, eğitim, işsizlik gibi sorunlar bunlardan başlıca olanlarıdır. Örneğin ana hatları ile sosyologların toplumların din, dil, ırk ve tüm sosyal sistemleri üzerinde yaptığı çalışmalar bugün birçok küresel şirketin pazarlama faaliyetlerinde önemli bilgi kaynağı oluşturmaktadır. Bu çalışmalarda sosyal psikoloji ve tüketim sosyolojisindeki değişimler, insanların tüketim konusundaki eylem olguları, pazarlama bilimine oldukça ışık tutup yolunu aydınlatır. Tüm profesyonel pazarlama faaliyetlerinde bu veriler başarılı sonuçlar alınmasını sağlamaktadır.

Pazarlama faaliyeti bulunan şirketler, karlılığı, müşteri memnuniyetini, tüketici sadakatini ve sürekliliği sağlamada tüketicilerin kültürel değerlerini ve çevresel koşullarını dikkatli konumlandırmak zorundadırlar. Müşterilerin ihtiyaçlarını psikolojik ve sosyal boyutta değerlendirip karşılayarak buna uygun planlar oluşturarak başarıya ulaşmaktadırlar. Ramazan ayında Müslüman sermaye olmadığı halde Müslüman ülkelerdeki tüm pazarlama faaliyetlerini bu toplumsal değere yönelik yapan şirketler hepimizce malumdur. Bu örnekte olduğu gibi, dini bir olgunun ülke toplumu üzerindeki etkisi ile davranışlarına bakılarak, sosyolojik tüketim psikolojisi analiz edilmekte ve tüm pazarlama faaliyeti buna göre planlanmaktadır. Özetle Sosyolojinin verdiği bilgilerin büyük kısmı bilginin paraya dönüştürülmesinde pazarlama bilimi tarafından kullanılmasını sağlamaktadır.

Günümüzde hangi bilim dalı olursa olsun, insan, toplum ve doğadan toplanan bilgilerin, yapılan gözlemlerin sonuçlarının kullanılması biz farkında olsak da olmasak da çok profesyonel olarak planlanmaktadır. Sosyoloji dahil tüm bilim dallarının sunduğu verilerin insan, toplum ve doğanın yararına olacak şekilde kullanılması esastır. Fakat ne yazık ki bilimin kötüye kullanımı da karşımıza sıklıkla çıkmaktadır. Bütün mesele neyi neden ve nasıl yaşadığımızı yaşama farkındalığında olmaktır.