Söz Vermenin Önemi: Doğruluk ve Yalan, Yalancı Şahitlik

katerina-kerdi--IGVkXGPpuo-unsplash
Birleşik Arap Emirlikleri, Abu Dabi. Fotoğraf: Katerina Kerdi-Unsplash

Verilen sözde durmak ve emin sıfatını taşımak, İslamiyet açısından Müslümanlar’da bulunması gereken bir niteliktir. Doğruyu konuşmak ve verilen sözü tutmak hem Kur’an-ı Kerim ayetlerinde hem de bazı hadis-i şeriflerde ele alınır. Bu bağlamda, söz verip bunu tutmamak aynı zamanda ikiyüzlülük olarak kabul edilir.

Dilde söz verme gücü bulunur. Ancak kişinin nefsi diline karşı bir şekilde bu sözlerin yerine getirilmemesi için çaba gösterir. Bu sebeple söz vermeden önce uzunca düşünülmesi ve nefis de hesaba katılarak “İnşallah” denilmesi gerekir. Dinimiz müminlere; doğru konuşmayı, yalan söylememeyi ve yalancı yere şahitlik etmemeyi emreder.

Dünya yaşamı içerisinde görülen en büyük günahlardan birisi de yalandır. İslam, söylenen yalanların kıyamet gününde insana karşı delil olarak kullanılacağını dile getirir. Bu alışkanlık dünya yaşamında da insanın ruhunu çürüten bir hastalığa benzetilir. Bu bağlamda, insan yalan söyleyerek çevresindeki kandırsa bile öldüğünde Allah’a hesap vereceğini bilerek hareket etmelidir.

İslamiyet’te doğruluk ve yalan kavramları üzerinde çok durulur. İslamiyet, yalancılığı yeren, doğruluğu da öven bir dindir. Bu bağlamda, Peygamber Efendimiz olgunluğun alameti sorulduğunda “Doğru konuşmak ve doğrulukla iş yapmak.” (İmam-ı Gazali) demiştir. Çok sayıda din alimi de en güzel amelin doğruluk olduğunu dile getirir. Bireyin doğru olması toplumda süregelen işlerin de nizam ve intizamlı bir şekilde yürümesini sağlar.

Doğru olmak isteyen kişinin de şu nitelikleri taşıması gerekir: Doğru sözlü olmak ve yalan söylemekten kaçınmak. Makamı yükselse bile verdiği sözde durmak ve azminde doğru olmak. Doğru işler için çabalamak. Dilinde söylediği ile gönlündeki birbirini tutmak.

Kur’an-ı Kerim’de sözünde durmayı tembihleyen ayetler hangileridir? Kur’an-ı Kerim’in çeşitli bölümlerinde Müslümanlar’ın doğruyu söylemesi ve verdikleri sözü tutması tembihlenir. Bu bağlamda aşağıda sıralanan ayetlerin müminlerin verdiği sözü tutmasının dinimiz açısından ne kadar önemli olduğunu vurgular.

“Onlar, Allah’a verdikleri sözü yerine getirirler, yeminlerini asla bozmazlar. Onlar Allah’ın, korunmasını emrettiği bağı koruyan, rablerine saygıda kusur etmeyen, hesabın kötü sonuç vermesinden korkan kimselerdir.” (Ra’d Suresi, 20 ve 21. Ayetler)

“Rüştüne erinceye kadar yetimin malına, onun yararına olmadıkça el sürmeyin. Ahde vefa gösterin; çünkü ahit sorumluluk doğurur.” (İsra Suresi, 34. Ayet)

Ra’d ve İsra Suresi’nde geçen ayetler incelendiğinde verilen söze özen gösterilmesi ve verilen sözden cayılamayacağı görülüyor. Bu bağlamda Allah’ın hükümlerini anlayan ve Allah’ın rızasını gözeten müminlerin mutlaka verdiği sözü tutması gerekir.

Söz verirken yemin etmek dinimizce hangi anlamı taşır? Yemin edilen durumlarda, verilen söz Allah’ın adı anılarak desteklenir. Bir başka ifade ile de Allah, verilen söze şahit olarak gösterilir. Bundan dolayı başka bir kimseye verilen söz, aynı zamanda Allah’a da verilmiş sayılır. Bu yeminden karşıdakinin rızasını almadan dönmenin ahirette bir özrü yoktur. Bir bedel karşılığında yeminini bozan kimseler de ahiret yaşamından dünya geçimi için vazgeçmiş sayılırlar.

İslam’da yalancı şahitlik etmenin hükmü nedir? İslam inancında yalancı şahitlik kesin bir dil ile reddedilir. Bu konuyla ilgili Peygamber Efendimiz’in de çok sayıda hadis-i şerifi ve kıssaları bulunur. Buna göre, Bedeviler’den bir kimse Hz. Muhammed’e “Büyük günahlar nedir?” diye sormuştur. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz de “Allah’a şirk koşmak, anne babaya itaatsizlik ve yemin-i gamustur.” olarak cevap vermiştir. Kendisine yemin-i gamusun anlamı sorulduğunda da “Bir Müslüman’ın malından bir parça almak için yalan yere yapılan yemindir.” buyurmuştur. (Buhari)

Peygamber Efendimiz’in büyük günahları anlattığı kıssaya bakılınca dinimizde yalancı şahitliğin kesin olarak büyük günaha dahil olduğunu görüyoruz. Asla doğruluktan şaşmayan kullardan olmak en kıymetli özelliktir.