Şükür imtihanı ve nimete karşı körleşmek!

Felsefe Contributor
Görüş
the-dancing-rain-UP-Y1yB2EvA-unsplash

Şükür imtihanı, İslam’ın en temel noktalarından biridir. Çünkü şükür nimetin farkında olmak, onun asıl sahibini bilmek, buradan yola çıkarak nimeti veren karşısında acizliğimize de vakıf olmaktır. Şükretmek, kul olmakla doğrudan bağlantılıdır. Bu sebeple, şükrün mahiyetinin anlaşılması, daha iyi kul olma yolculuğunda temel adımdır. Şükrün anlamına vakıf olmak, İslam’ı doğru anlama ve yaşama noktasında önem taşır. Kur’an-ı Kerim’e göre şükrün zıddı ise nimete karşı körleşme ya da anlamını unutma noktasında küfür olarak nitelenir.

Nimete karşı körleşmenin sebepleri nedir?

Başkasında olup bize verilmeyen üzerinde odaklanmak ve verilen nimeti unutmak, azımsamak; nimete karşı körleşmedir. Ya da varoluş amacımızın gereği olarak bazı imtihanlara tabi olurken, alınan nimetlerin sebebini sorgularken bize sunulan sayısız nimete karşı körleşmedir. Bizleri nimete karşı körleştiren başka bir sebep de sahip olduğumuz nimetlerin Allah’ın bir lütfu ve imtihan aracı olduğunu unutmak ve hak ettiğimiz için bize verildiği yanılgısına düşmektir.

“İnsanın başına bir sıkıntı gelince bize yalvarır. Sonra katımızdan ona bir nimet verdiğimiz zaman: ‘Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir’ der. Hayır, o bir imtihandır fakat onların çoğu bilmezler.” (Zümer Suresi, 49. Ayet)

Ancak kendisini imanla terbiye ederek, Allah karşısındaki konumunu idrak edebilen insan, her nimetin Allah’tan geldiğini bilerek karşısında tevazu ile eğilme erdemine ulaşabilir. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim’de birçok ayette hakkıyla şükretmeyi bilen insanın ne kadar az olduğundan ve ne kadar az şükredildiğinden söz eder.

“Deki O, sizi yaratan ve size gözler ve kalpler verendir. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!” (Mülk Suresi, 23. Ayet)

Şükür imtihanı nasıl gerçekleşir?

Her an verilen nimetlere karşı tefekkür halinde olarak farkındalığımızı ve şükrümüzü artırmak Allah’a karşı en başta gelen görevimizdir. Nimete karşı körleşmemek ve onu unutmamak, yaratılışa karşı pozitif bir tutumda olmaktır. Verilen nimeti görebilmek bize verilen en büyük nimetlerden biridir. Bunun farkında olmayan, verilen nimete karşı körleşen insan, ona sahip olmayan insandan daha bedbahttır. Dünyaya geldiğimiz günden itibaren kendimizi nimetler içerisinde bulmak bizi yanılgıya düşürür çoğu zaman ve sanki bunlar bizim zaten hakkımızmış gibi bir yanlışa kapılırız. Oysa bir nefes bile ne büyük bir nimettir. Bu bilince vakıf olduğumuz zamansa Allah’a layıkıyla şükretmenin mümkün olmadığını da kavrarız.  Rabbimize tevazu, minnettarlık ve rıza ile kulluk görevimizi yerine getirmeye gayret ederek yine O’nun sonsuz rahmeti sayesinde şükür makamına kabul olunabiliriz.

Aczimizin ve kulluğumuzun farkında olarak, ne kadar üstün meziyetlere sahip olursak olalım asla Allah karşısındaki konumumuzu ve Allah’a ait olduğumuzu unutmamalıyız. Ne kadar yetenekli olsak da ya da ne kadar çaba göstersek de Allah’ın izni ve lütfu olmadan sahip olduğumuz hiçbir şeyi elde etmemiz mümkün değildir.

Şükür mertebesine ulaşmanın önemli bir adımı da verilen nimetleri Allah rızası yolunda kullanmakla atılabilir. Minnettarlık duygusu içerisinde verilen nimetlerle Allah’a hizmet etmeye çalışmaktır aynı zamanda şükür; Hz. Muhammed (sav)’in yolundan sapmadan gidenlerin makamıdır bu. Yüce Allah “Şekur”dur; kullarının az ameline karşılık çokça sevap verendir. Verilen nimetler sadece bir lütuf değil, bir imtihan aracıdır da. Allah’ı hesaba katmadan nimetleri sarf etmek, nankörlük etmek şükür imtihanında sınıfta kalmaktır. Rabbimizin verdiği nimete şükretmek vermediğine de şükretmek şükredebilmeye de şükretmek bu imtihanda esastır.

YAZI: DEMET DEMİROK