Görüş 04-May-2020

Şükür Nimeti Değil, Nimeti Vereni Görmektir

Author
Ceren Yılmaz
Yazar

Modern hayat tüketimi yücelterek, insanı beklentilerini yüksek tutmaya koşullandırmış, ondaki yetinme duygusunu köreltmiştir. Kanaat etme duygusunun bir değer olarak toplumda yer etmesinin ekonomik alanda doğru olmadığını düşündürmüştür.

Mevcutla yetinmemek ve sürekli var olandan daha fazlasını aramak bir erdem olarak görülmüştür. Daha çok çalışmak, daha çok kazanmak, daha çok tüketmek hırsı ve kısır döngüsü ile insanlar, bitmek bilmeyen bir gerilim içinde yaşamaya mahkum edilmiştir.

Sürekli gerilim halinde olmak, hiçbir başarı ile yetinmemek ve doyumsuz olmak sürekli mutsuzluğa sebep olduğu gibi, insanın kendisini rahatlatamaması sonucunu da doğuruyor. Günümüz tüketim kültürünün de özellikle destek verdiği maddeci anlayış, insanların dikkatlerini neye sahip olduklarına değil de neye sahip olmadıklarına yoğunlaştırdığından, hayat memnuniyetini ve şükrü azaltıyor.

“Zengin, çoğa sahip olan değil, az ile yetinendir”

Çok şeye sahip olup da yetinmeyen insan yoksunluk ve doyumsuzluk içindedir. Zira böyle bir kişi kendisini hep eksik hisseder. Elimizdekilerin değerini bilip şükretmek yerine sahip olamadıklarımızı düşünüyoruz. Peki ya sahip olamadıklarımızın bize mutluluk getireceğini nereden biliyoruz? Elimizdekilerin değerini, kıymetini bilemezsek bundan mağdur olacağımızı, bunların da elimizden alınabileceğini düşünmez miyiz? Bütün bunlara rağmen hala gamlı, kederli, hüzünlü, telaşlı ve tasalı bir hayat yaşıyoruz.

Gerçekten de Allah’ın vermiş olduğu sayısız nimete rağmen ona nankörlük eder ve bir şekilde yaşadığımız hayattan şikayet ederiz. Oysa öyle zor durumda insanlar ve öyle hayatlar vardır ki dünyada, yarım saatliğine bile o hayatı yaşamak zorunda kalsak, kaçıp kurtulacak bir yer bulmak isteriz. Ya da Allah’ın vermiş olduğu sayısız nimet için sürekli şükretmek yerine sahip olduklarımızla övünür dururuz. Oysa sahip olduğumuz her şey Allah’ın bize ikramıdır. Gerçek anlamda inanan insan, sahip oldukları ile övünmek ya da şikayet etmek yerine onlar için şükretmekle ve sorumluluklarının gereğini yerine getirmekle meşgul olur.

Batı’da yapılan araştırmalar, şükür ile hayat memnuniyeti, iyi olma ve mutluluk arasında güçlü bir bağ olduğunu gösteriyor. İnsanların şükür etme düzeyleri, şükran hisleri arttıkça yaşadıkları hayattan memnun olma ve mutlu olma düzeyleri de artıyor. Şükretmek yani hayata ve bize verdiklerine şükranla ve minnetle bakabilmek, etrafımızdaki iyi, olumlu şeylerin farkında olmak ve değerlerini bilmek. Şükür, kişinin yaşadığı anın kıymetini bilmesine yardım ettiği gibi, hayatın acı ve sıkıntılarıyla baş etmede de en büyük etken.

İnsanın iyimserlik ve şükretme duygusu arttıkça; “planlama kendini teselli etme, kabullenme, duygusal destek, çabalama” gibi olumlu başa çıkma etkinlikleri artıyor. Sadece depresyon gibi psikolojik sorunlarla değil, fiziksel hastalıklarla mücadelede de şükür, önemli bir etki sağlıyor, hayat kalitesini artırıyor.

“Elde edilen nimeti asıl vereni bilmek kalbin şükrüdür. Kalp ile dilin durumu farklıdır. Dil söyler geçer, kalp ise alır sahiplenir ve daima hatırda tutar.” (Nahl Suresi, 53. Ayet)

Şükretmeyen insan nankörlük içindedir. Sürekli şikayet eder. Nankörlük ve şikayet ise insanı içten içe çürüten bir zehir gibidir. İnsanı mutsuz, huzursuz ve tatminsiz kılar. İnsanda hep daha fazlasını isteten bir doyumsuzluk duygusu oluşturur. Hep daha fazlasını isteyen insan sahip olduklarının kıymetini bilmez. Bunlardan mahrum olanları düşünmez.

Yaptığımız iyilik ve fedakarlığa rağmen nankörlük ve vefasızlık ile karşılık bulduğumuzda hayal kırıklığına uğrar, inciniriz. Yaptığımız küçücük iyilikler için bile teşekkür ve minnet beklemiyor muyuz?

Ya bizim Allah’a karşı nankörlüklerimiz? İnsanlara yaptığımız iyiliklere teşekkür ve vefa beklerken, Allah’ın bunca lütuf ve nimetine teşekkür edip ona gerektiği gibi vefa gösteriyor muyuz? Peki, Allah’a nankörlük yapan kullar olarak, birbirimize nankörlük yapmamıza ne diye şaşırıyoruz?

 

Düşüncelerini paylaşmak ister misin?

Bizimle iletişime geç!

İlgili makaleler
Görüş
Görüş 01-Tem-2020
Author
Ceren Yılmaz
Yazar

Epifiz bezi beynimizin içinde, sağ ve sol beyin çizgisi üzerinde ve beynin tam ortasında bezelye büyüklüğünde yaklaşık 6,5 mm çapında, çam kozalağına benzeyen bir organımızdır. Bu benzerlikten dolayı da bilim adamları buna İngilizce’de çam kozalağı anlamına gelen "pineal gland" adını vermişlerdir. Bu küçücük endokrin bezi, uykuyu düzenleyip melatonin üretiyor aynı zamanda da vücuttaki en önemli serotonin kaynağı.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 25-Haz-2020
Author
Ceren Yılmaz
Yazar

Dürtüleriyle değil de aklıyla hareket eden insan için en büyük nimet, irade kabiliyetinin olmasıdır. İnsanın en güçlü yönü, bir şeyi arzu ettiği halde yapmama iradesi göstermesidir. Dürtülerini yönetmek, olgun insan için paha biçilmez bir kazanımdır.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 09-Haz-2020
Author
Ceren Yılmaz
Yazar

Batılıların İslam ve Müslümanlara yönelik önyargılarının kaynağı, İslam’ın yayılış tarihi ve yeni bir medeniyet kurarak Batı hegemonyasına meydan okumasında aranmalıdır. Yani bugün karşımıza çıkan İslam karşıtlığı ve fobisinin çok eski bir geçmişi vardır. Son yıllarda tanıklık ettiğimiz şey ise bu tarihsel bilinçaltının tekrar su yüzüne çıkmasıdır.

Devamı Devamı
Görüş
Görüş 02-Haz-2020
Author
Ceren Yılmaz
Yazar

Dünya Sağlık Örgütü sağlığı, “Kişinin bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olmasıdır.’’ şeklinde tanımlıyor. İslam, insan hayatına değer veren bir dindir; canın korunmasına öncelik vermiştir. Çünkü dinin muhatabı ve uygulayıcısı insandır. Can emanettir; bu nedenle sağlıklı olması ve asıl yurduna gidinceye kadar her türlü zarardan korunması istenmiştir. Bir anlamda insanoğlu, bu verilen emanetin hesabını vermek zorundadır. Ahiret inancı da bunu gerektirir.

Devamı Devamı