Tasavvufta aşk makamı nedir?

Kültür 26 Ara 2020 Contributor
Tasavvuf
can-cansa-GTg7qzP-yMM-unsplash
Can Cansa-Unsplash

Kur’an-ı Kerim ve hadislerde geçen muhabbet terimi tasavvufta aşk makamı olarak ele alınır. İslam alimleri tarafından aşk, ilahi ve beşeri olmak üzere ikiye ayrılır. İlahi aşk, adından da anlaşılacağı üzere kulun Rabbine aşırı bir muhabbet beslemesidir. Beşeri aşk ise mecazidir ve dünya yaşamında yeri olan herhangi bir kişiye ya da nesneye duyulabilir. Burada da yine bir sevgi ve bağlılık vardır. Tasavvufta bahsi geçen aşk, ilahi aşktır.

Tasavvufta aşk kavramı tarihçesi nasıldır?

Sufiler, İslam’ın iç yüzü olarak da bilinen tasavvuf ile alakadar olan kimselerdir. Buna göre ilk sufilerin doğrudan aşk kelimesini kullanmak yerine sevgi ve muhabbet benzeri terimleri kullandıkları bilinir. İmam Gazali’nin kardeşi olan Ahmed el-Gazzali, aşkı olduğu gibi kullanan ilk sufidir. Bu bakımdan, o güne ilim ağırlıklı çalışan sufilerden farklı bir anlatıma sahiptir. Bundan sonra tasavvufta aşk makamı sık sık kullanılır olmuştur.

Nasıl benzetmelere yer verir?

Tasavvufi değeri bulunan kitaplarda ilahi aşkın yoğun şekilde işlendiği görülür. İnsanlara bu aşkı hissettirmek ve anlatmak için de birtakım benzetmelere yer verilir. Gül ve bülbülün aşkı, bu benzetmelerde en öne çıkan örnektir. Farklı; gazeller, kasideler ve mesneviler de ilahi aşkın değişik benzetmelerle anlatılmaya çalışıldığı görülür. Yunus Emre bu durumu kendi üslubu ile şu şekilde dile getirir:

“Eğer Hakk’ı arayıp bulayım dersen

Bir kamil mürşide varmadan olmaz.”

Yunus Emre’nin dizelerinden anlaşılacağı üzere, ilahi aşk kamil mürşide ulaşılarak olur. Tasavvufi literatürde kamil mürşide ile tabi olunan kamil insan kast edilir.

Allah sevgisi nasıl olur?

Allahü Teala’yı sevmek ve O’nun için sevmek, insanın ulaşabileceği en yüksek hislerden birisidir. Bu hisle yola çıkan kimse hem dünya hem de ahiret yaşamında huzurun peşinde koşar. Devamlı hayır peşindedir ve günah işlemekten de imtina eder. Allahü Teala’yı sevmenin türlü faziletleri vardır. Bunlardan birini Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed şu şekilde açıklar:

“Bir kimsede (tam olarak) üç özellik bulunursa imanın tadını duyar. Allah ile Peygamberi kendisine başkalarından daha sevgili olmak, sevdiği kimseyi yalnız Allah için sevmek, Allah onu küfürden kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına hoşlanmamak.” (Buhari, Müslim)

Rabbini seven bir kul, O’nu sürekli anar ve zikri hem dilinden hem de kalbinden düşürmez. Tasavvufta bahsi geçtiği üzere bu sevgi zaman içerisinde büyüyerek büyük bir aşka dönüşür. Bundan sonra hem Allah’ı sevmek hem de Allah için sevmek vardır.

Allah için sevmek, bir kimsenin haksızlık yapmadan ve karşıdakinin fenalığını istemeden sevmek demektir. Hatta bazı hadislerde geçtiği üzere Allah sevgisi ile birbirini seven kimselerin kıyamet günü geldiğinde üstün bir mertebeye sahip olacakları buyrulmuştur.

Allah’ı sevmenin ve Allah için sevmenin türlü belirtileri vardır. Buna göre Rabbini seven bir kimse O’nun emir ve yasaklarını ihlal etmez, peygamberinin sünnetine de uyar. Allah’ı sevmek demek, her anında O’nunla beraber olduğunu bilmek ve hareketlerini bu doğrultuda yapmak demektir. Kul Rabbini sevdikten sonra Allah’da kulunu sever.

Kısacası, tasavvufta ele alınan aşk makamı Allahü Teala’ya karşı beslenen yoğun sevgi ve muhabbettir. Sufiler arasında ilimle yola çıkanlar olduğu gibi aşkla yola çıkanlar da olmuştur. Bu bakımdan tasavvufi eserlerin bir kısmında ilahi aşkın benzetmelerle anlatıldığı görülür. Bizlere düşen tasavvuftaki bu aşka ulaşmaya çalışmaktır. Allah’ı sevmenin dilde başlayıp amellerle devam ettiğini de unutmamaktır.

YAZI: İPEK ATACAN