Tasavvufta kadının yeri nasıldır?

Kadın Contributor
Tasavvuf
Tasavvufta kadının yeri
Udeyismail-Dreamstime.com

Genel olarak Tasavvufta kadının yeri düşüncesini araştırdığımızda konuya geniş bir açıdan baktığımızda, kadına büyük değer verildiğini görüyoruz. Tasavvuf’un ilk döneminde Rabiatü’l-Adeviyye, Rabia eş Şamiye, Cafer-i Sadık’ın kızı Aişe, Nisaburlu Fatıma oldukça popüler isimlerdi.

Aynı dönemde özellikle kadınlara yönelik verilen eserler yazarlara rastlıyoruz. Bu alanda örnek vermek gerekirse karşımıza Zikru’n-nisveti’l-müteabbidati’s-sufiyyat adlı eser çıkar. Bu kitapta sufi kadınların hayatlarının yanı sıra sufi kadınlara affedilen menkıbeler yer alır. Günümüze doğru geldiğimizde Annamarie Schimmel’in Ruhum Bir Kadındır adlı eseri de kadınlara yönelik yazılmış bir kitap olarak karşımıza çıkar.

Tasavvufta kadının yeri hakkında Mevlana’nın görüşü

Mevlana’nın bazı eserlerinde kadınlara eleştiri yönelttiğini de biliyoruz. Bu durum biraz da yoruma açık olduğu için zaman zaman, olumsuz eleştirilere sebep olur. Örneğin “İlk düşüşüm de kadın yüzünden sonraki düşüşüm de. Ruh idim, nasıl oldu da bedene büründüm. Kurtarın beni bu kadınlardan.” dizeleri (Mevlana, 1993, VI, s. 221) her zaman çeşitli tartışmaların açılmasına neden olur. Bazı yorumlar Mevlana’nın bu dizesinde Havva yüzünden cehenneme giden Adem’in anlatıldığını söylemektedirler.

Mevlana gibi değerli bir tasavvuf insanının bir amaçla kadınları yerme amacında olduğu düşünülemez. Her toplumda iyi ve kötü olaylar meydana gelir. Düşünürün yaptığı bir nevi kendi döneminin yanlışlarına işaret eder. Yaşadığı dönemin psikolojik, toplumsal olaylarını eserlerine yansıtır.

Mutasavvıflar yani kendini tasavvufa adamış kimseler kadını nefse benzetirler. Biliyorsunuz bazı dillerde sözcükler de erkek ve kadın olarak ayrılırlar.  Araçpa bir kelime olan nefs dişil bir kelimedir. Mutasavvıflara göre nefsin tüm özellikleri kadında bulunur. Nefis doyumsuz olarak düşünülür. Bu düşünce tasavvufta çok yaygın bir düşünce şekli değildir. Büyük bir çoğunluk kadını ve temsil ettiği değerleri olumsuz görmez, yorumlamaz. Kadının manevi dünyayı zenginleştiren yönüne odaklanılır.

İbn-i Arabi her zaman manevi annesini ve eşini öven, takdir eden bir tavır içinde olmuştur. Eşi Meryem’in ermiş bir kişilik olduğunu her zaman vurgular.  İbn Arabi insanlık tanımında  erkek ve dişiyi eşit tutar. “Evren her ikisi yani kadın ve erkek üzerinde durmaktadır.” (İbn Arabî, 1985, III, s. 90) cümlesi onun bu düşüncesini kanıtlar.

Erkeğin üstünlüğü ona göre mutlak değildir. Kadınları çoğunlukla erkeklerle eş tuttuğu kadar az da olsa kadınları erkeklerden üstün tutmuştur. Kendi dönemi için oldukça radikal olabilecek bir düşüncesi de vardır. Ona göre kadınlar da imam olabilir. Bu durum için bir de örnek gösterir. Hazreti Muhammed’in Ummü Varaka b. Nevfel’e içlerinde erkeklerin de bulunduğu kendi hane halkına imam olup namaz kıldırabileceğini hatırlatır. (Ebu Davud, “Salat”, 62).

Kadına verilen değer çok büyüktü

Tasavvufta kadınları destekleyen bir diğer isim Ebu Said Ebül Hayr’dır. Eşi vefat ettiği zaman ona taziyeye gelen bir dostuna; “Eğer her kadın merhume gibi olsaydı, kadınlar erkeklerden üstün olurdu” (İbn Münevver, 1332, s. 334) demiştir.

Tasavvuf anlayışı manevi dünyada gösterilen ilerlemelerde kadın ve erkek arasında bir ayrım gözetmez. Tasavvufta hatırı sayılır kadın derviş sayısı az değildir. Mekke, Medine, Suriye ve Kahire gibi pek çok İslam şehrinde kadınların kurduğu tekkeler ve zaviyeler bulunur. Anadolu’ya baktığımızda yine pek çok önemli kadın kişilikle karşılaşırız. Evliya kültleri arasında sayılan bu kadınların bazıları; “Yedi Kızlar”, “Hanım/Hatun Sultanlar”, “Ana ve Bacı” dır. Bu önemli kişilerin yatır ve türbeleri bulunmaktadır. Bu konuyu merak edenler için bir kitap önerisinde bulunabiliriz. Türkiye’de Kadın Veliler ve Türbeleri adlı kitap Hülya Küçük’ün çalışmasıyla ortaya çıkmıştır.

YAZI: ŞEBNEM KIRCI