Tüketim Sistemi Mutsuzluğa Sürüklüyor

Fotoğraf: Cara mengatasi depresi © Dragonimages | Dreamstime.com

Tüketmek bugün ortalama bir insanın ruhundaki boşluğu doldurmadaki telaşının akıl ötesi dramı. Adeta anlam yerine hazzı koymanın zihinsel karşılığı. Günümüzde kapitalizm zincirinin halkalarını oluşturan toplum psikolojisi ‘tüketim’ temeline dayanmaktadır. Eşyanın sağladığı yapay hazlarla doldurmaya çalıştığımız içimizdeki boşluk ve bunu daha da genişletme çabasında olan tüketim odaklı sistem, bizi sürekli tüketmeye zorluyor. Tüketim ideolojisi, sahte ihtiyaçlar yaratarak toplumda bir sosyal kontrol şekli haline gelmiş, tüketme yolu ile kimlik tesisi mekanizması geliştirilmiştir.

Modern hayat gelişmenin ve ilerlemenin çağı olduğu kadar aynı zamanda bütün bunların bedellerinin yabancılaşma, bastırma ve inkarla ödendiği bir yaşam biçimi. Bir tarafta zenginlik, çeşitlilik, alternatifler, farklı yaşam stilleri varken diğer tarafta ise yoğun bir iletişimsizlik, kopukluk ve yalnızlık yer alıyor. Toplum üzerinde giderek belirginleşen adaletsiz gelir dağılımının insanlar üzerinde yarattığı baskılar, mutsuzluğa sebep oluyor.

Geleneksel anlamda tüketim ‘ihtiyaç’ kavramı üzerine kurulu iken modernleşme ile birlikte yerini ‘istek’, ‘arzu’ gibi kavramlara bırakmıştır. Artık insanlar ürettikleriyle değil, tükettikleriyle kimlik kazanır duruma gelmiştir. Tüketim, insanın özgürlüğünü elinden alan, başkalarına bağımlı kılan ve insanın yabancılaşmasındaki en önemli unsurdur. Tüketim tutkusunun altında kıskançlık, insanların bir üstünlük olarak gördükleri zenginliklerini sergileme ve statü düşkünlüğü çabası içine girmeleri yatmaktadır.

Sistemle beraber insanların yaşama amaçları; daha iyisini giyme, son model eşya kullanma gibi madde temeline dayanıyor. Önümüze konulan tüketici modeline benzemeye çalışıyoruz. Para kazanmak ana amaç olduğunda, iyi görünme çabası yapılan işin niteliğinin önüne geçiyor. Bu kitle iletişim araçlarıyla rahatlıkla desteklenebiliyor. Sadece reklamlar değil, gösterilen programlar ve diziler bile insanları diğerlerinden iyi görünmek, diğerlerini küçümseyip dışlamak, maddiyata dayalı çarpık aile düzenleri insanların bilinçaltına işliyor.

Odak noktasında para olan bu sistem, gerçekte var olmayan bir takım ihtiyaçlar doğuruyor. Gelişen teknolojiyi bile kendi adımıza avantaja çeviremediğimiz gibi, onun kontrolü altına giriyoruz. Özellikle teknolojinin hayatlarımızı ele geçirmesinin ardından iletişimin tüm araçlarına sahip olan insanoğlu, iletişimin kendisini yitiriyor. Her şeyin sanal ortamda yaşandığı yeni bir şekil durmaktadır karşımızda. Tüketim için çalışıyoruz. Hayatımız çalışma ve tüketim döngüsünün dışına çıkamıyor. Değişen dünyanın tüketim algısı üzerinden şekil bulan yaşam, mutsuz güruhlar ortaya çıkarıyor.

Tüketim kültürü sürecinde birçok dini değerlerin ve sembollerin de içi boşaltılmaya ve anlamını yitirmeye başlamıştır. Takvanın, paylaşmanın, samimiyetin yerini giderek gösteriş, marka yarışı, konfor ve lüks alıyor. Oysa tüketim bir amaç değil, bir araçtır. Tüketimin mutlaka bir ölçüsü, dini ve ahlaki normları olmalıdır.

İsraf yasağı, nimeti koruma kaygısı, şükür, zekatın toplumdaki fonksiyonu ve zengin fakir Müslümanların tüketim eşitliği içinde yaşamaları, İslam toplumunun tüketim anlayışını diğer ekonomik sistemlerin tüketim anlayışından keskin bir biçimde ayırır.

Her ne kadar gelir artsa da tüketim alanları Allah’ın emir ve yasaklarıyla düzenlenmiştir. Meşru alanların dışında tüketim yasaklandığı gibi, meşru alanlarda da israf etmeme prensibi hakimdir. Kişinin geliri arttıkça, bunu yalnızca kendi tüketimi için değil, aynı zamanda yoksul akrabalarının ve komşularının tüketimi için de kullanma sorumluluğu getirilmiştir.

Müslüman bir bireyin çevresinde olup bitenlere umursamaz davranması, insanların acı ve ıstıraplarına karşı duyarsız olması gerçek müminlikle bağdaştırılmaz. Zekat, Allah rızasını kazanmak için bir zorunluluktur. Mecburi olmayan infak harcamaları ise kışının takvasına bağlanmıştır. Peygamber Efendimizin, fetihlerden sonra, gelirlerin artmasıyla maddi bolluğa kavuşmasına rağmen yaşayış tarzını değiştirmeyip, mütevazi hayatını devam ettirdiği bilinmektedir.

İslam’ın tanımladığı insan modelinde kişinin sahip olduğu her hak, yalnızca kişisel gelişimi için değil, toplumsal gelişim alanında da fayda sağlamalıdır. Çünkü gösteriş tüketimi hem kişilerin, hem de toplumun sağlıklı gelişmesine engel olur. İslam’a göre mal varlığına dayanan bir farklılık, şımarıklığın ve gösterişin sebebi olmamalıdır. Sadece iyi ve güzel iş yapanlar, takva sahipleri diğerlerinden üstündür ve bunların sevinci sona ermeyecektir.